YOLUN EZGİLERİ – LHASA DE SELA

 

 

Küçük bir kız çocuğu düşünün ki, çocukluğunu ailesi ile birlikte okul otobüsünden bozma bir araçla durmadan yollarda geçirsin. Amerika ve Meksika sınırları içinde hiçbir yere ait olmayan bir göçebe yaşamı sürsün ve bu durumdan şikayetçi olmasın. Fotoğrafçı Amerikalı Yahudi annesi ve Meksikalı öğretmen babası, kızlarının ismini seçerken de yine dünyayı gezme ve anlama meraklarından olsa gerek Tibet’in başkenti olan Lhasa adını veriyorlar.

Annesi ve babası arasındaki kültürel farklılık bir yana anne ve baba tarafında Fransızından Rusuna, Lübnanlısından İskoçuna kadar çok farklı kültürlerde evlilikler yapılmış olması da Lhasa’nın dünyasına olumlu yansımaları olabilecek faktörlerden biri. Doğuştan gelen kültürel zenginliğinin yanı sıra Lhasa, ebeveynlerinin teknoloji karşıtı ve modern hayatın kolaylıklarından faydalanmak istemeyen yaşam tarzından dolayı televizyon ve benzeri cihazları tanımamış, kitaplarla ve müzikle büyüyerek kendisine oldukça zengin ve büyülü bir dünya yaratmıştır. Ayrıca babasının neredeyse tüm doğu ve batı müziklerini takip eder oluşu da bu büyülü dünyanın iyice evrenselleşmesine sebep olmuştur.

San Fransisco’da bir Yunan kafesinde şarkı söylemeye başlayarak sesinin gücünü fark etmiş ve ilk albümü ‘La llorona’yı 1997 yılında kaydetmiştir. Aztek mitolojisi etkisiyle oluşan ve kendi evinin mutfağında kaydettiği bu orjinal albüm bana göre en güzel şarkılarının yer aldığı albümdür. İçerisinde El Pajaro (Kuş) diye bir şarkısı vardır ki bir ara beni İspanyolca öğrenmeye teşvik etmiştir hatta şu anda da hala ezberimdedir.

Beklenmedik bir başarı yakalayan albüm sonrası ise kimsenin ummadığı bir şekilde müziği bırakarak Fransa’da sirk işleten 3 kız kardeşine yardım etmeye gider. Ve sonraları bunun çocukluk hayali olduğunu söyler.

 

 

Ancak bir süre sonra müzik baskın gelir ve yeni şarkılar yazma isteğiyle kolları sıvar. ‘The Living Road’ adlı albüm 2003’te piyasaya çıkar. Bu albümü dinlerken-albümün isminden dolayı olsa gerek- Lhasa’nın çocukluğunda ailesi ile gezmiş olabileceği yollar hep gözümün önüne gelir. Ve hayatı bir yola benzetmesinden dolayı yolda yaşanan her şeyin melodilerine ve sesine yansıması iyice farkedilir bu albümde.  Albümde İspanyolca, İngilizce ve Fransızca şarkılar bir aradadır. En sevdiğim şarkı ise içerisindeki çeşitlilikten dolayı Lhasa’yı yansıttığını düşündüğüm ‘Anywhere On This Road’ olmuştur.

          Bu iki albümde de şarkılarının çoğunda insanı melankoliye iten yönler bulunsa bile gülümseyişindeki umut ve neşeli tavırlarıyla Biz sanatçılar acılar içinde yaşıyoruz” klişesini kullanma kolaylığına kaçmamıştır.

2008 yılında ise önce kendisini sonra sevenlerini üzecek olan haberi alır. Lhasa göğüs kanseridir ve hemen tedaviye başlanmalıdır. Lhasa bir yandan hastalıkla mücadele ederken, büyük bir yaşama tutunma isteğiyle 2009 yılının ortalarında tamamen İngilizce şarkılardan oluşan ve ‘Lhasa’ adını taşıyan bir albüm ortaya koyar. Hatta konser turnelerinin planlamaları bile yapılır.

Fakat Lhasa 21 aylık mücadelesinin ardından 1 Ocak 2010 yılında son nefesini vererek aramızdan ayrılır…

Hayatında yapmak isteyip de yapamadığı neler vardır bilinmez ama yaşadığı anları dolu dolu yaşadığını söyleyebiliriz. Lhasa ile ilgili okuduğum yerli ve yabancı kaynaklarda çocukluğundaki fakirlik yılları haricinde özel hayatına dair yaşadığı acıları veya sevinçleri bulmak pek mümkün olmadı. Belli ki kendi özelini saklamak konusunda çaba göstermiş. Ama şarkılarında gördüğümüz; denemekten hiç korkmayan yönü, sakinken bile derinden ve güçlü gelen sesi ve kimi zaman rengarenk, kabuğuna sığmaz, tarifsiz melodileri, bize hüznü de neşeyi de sonuna kadar yaşamış olabileceğinin ip uçlarını vermektedir.

Bu yazının son sözünü Lhasa’ya bırakıyorum. İşte bir röportajında “Müzik sizin için ne ifade ediyor?” sorusuna verdiği yanıt:

                “Müzik benim için bir araçtır, yalnızlığı yok eden. Kendime ve başkalarına birlikte olduğumuzu göstermektir. Hepimiz aynıyız. Yani o kadar da yalnız değiliz ve beraberiz!…” 

 

 

 

1 Yorum

Bir Cevap Yazın