Yirmisekiz

 
     Bir odada tek başıma oturuyorum. Dumandan hiçbir yeri göremiyorum. Ölümlerden dönüp de hiç yaşayamıyorum. Peki ben nereye, neden dönüyorum?

Bak burası benim çıkmaz sokağım. Ellerim titrek. Gözlerim nemli. Sana anlatacağım hikayeyi olmayacak bir ateşte yaktım da geldim. Bak bu senin hikayen. Tanıdın mı renginden?

Gölgem dans ediyor duvarlarda. Mükemmel bir ahenk içinde gülüşler. Yalnızlık hiç bu denli acıttı mı canını? Hele bekle.

Uyuyamıyorsan, unutamıyorsan; kendine düşman olup aynalardan kaçıyorsan. Bak bunlar hep eşitliği sağlayamayan denklem. Her yer başka bir bilinmeyen. Kimsin sen? Kimim ben?

Yol kenarlarında açan çiçeklere gülümsüyorum. Dünümden çalıp bugünüme harcıyorum. Bir türlü anlatamıyorum. Oturduğum merdivenler artık huzurumu bozuyor. Dinlediğim her şarkı sanki ciğerimden bir parça götürüyor. Nerede yanlış yaptım ben?

Bu soruyu kendime o kadar çok sordum ki sanırım artık soruyu sormam bile yanlışa evrildi. Hangi duvara toslamak böylesine can yakabilirdi ki? Bilemedim. Bilemedim ve bu yüzden kendimden senelerce nefret ettim. Kendimden nefret edip, omuzlarımı çürüttüm. Taşıdığım yük değil, sendin ve ben hiç şikayet etmedim. Hani diyor ya şarkıda ‘kimseye etmem şikayet ağlarım ben kendi halime’ diye. Her günün sonunu bu melodiye takılıp getirdim. Hala aynı sorunun cevabısın. Hala tüm soruların cevabı ama doğru olmayan tek şıksın. O kadar şıksın ki bir türlü yakışmıyorsun kalbime. Bir de bu açıdan bakmak lazım. Bak bu bile benim kendime ayıbım. Sen ayıpların en güzeli, karanlığı beklemeden işlenen günahsın. Kaç kere daha yakarsın?
Bir odada tek başıma oturuyorum. Dumandan kendimi bile göremiyorum. Kalbim titriyor. Belki de özlüyorum. Kapattığım kapıda elim kısmış gibi çıkmıyor sesim. Acı içindeyim ama yok bir şeyim diye inatla bağırıyorum. Bak bu benim kopan parmağım. Şimdi hangi eli tamamlarım?

Yıkılıyor kağıttan kulelerim. Altında kalan yine benim. Zifiri karanlıktaki ışığa koşup gelen sinek gibiyim. Yanıp da kül oluyorum. Ölüme bile neşeyle koşuyorum. Bak bunlar benim yanan kanatlarım. Bir daha hiçbir gökyüzüne kucak açamayacağım. Ziyanı yok diyorum, ziyanı yok. Sevdikçe yanacağım.

Ziyan oluyorum. Unutuluyorum bir köşede. Umursamıyorum yılgınlığımı falan demek istiyorum beylik şairler gibi, sonra bir yer öyle bi’ acıyor ki; dünya dönmeyi bırakıyor.

Bak,
unutamıyorum ama hatırlamayı reddediyorum.
Bu benim kırılan umudum,
sen benim en güzel yanılgım;
ben bunca acıyı 28 harfe sığdıramıyorum.

Yer ayaklarımın altından kayıyor. Yüreğimin götürdüğü değil de ayaklarımın götürdüğü yere gitme telaşımdan düşüyorum. Sizin orada da gülerler mi hep düşene? Güldüğümden ölüyorum.

Yanlış kaynayan tüm kırıklarım adına, kendimden binlerce kez özür diliyorum. İflah olmayacak bir hayatın sonunda sizi bekliyorum. Gelirken, ekmek almayı unutmayın. Acının da suyuna banalım.

Bir Cevap Yazın