VAROLUŞSAL BİR SANCININ FİLMİ: SONBAHAR

 

Sonbahar, senaristliğini ve yönetmenliğini Özcan Alper’in yaptığı ve başrollerini: Onur Saylak, Megi Koboladze, Serkan Keskin gibi oyuncuların paylaştığı bir film. Ayrıca çoğu eleştirmenin de dediği gibi 90’lara ağıt niteliği taşıyan bir film. Şahsen, filmi  Onur Saylak oynuyor diye açmıştım fakat daha sonra defalarca izledim. Bir film ne kadar çok sindirile sindirile izlenilebilir derseniz işte ben de o kadar çok izledim Sonbahar’ı. Bir insan bakarak ne kadar çok şey anlatabilir derseniz cevabı Onur Saylak’tadır. Bir insan nasıl aşırı ajitasyona kaçmadan duyguyu verebilir derseniz onun da cevabı Onur Saylak’tadır. Ve yine bir film nasıl bu kadar kartpostallık bir şekilde çekilebilir, her şey nasıl bu kadar net yansıtılabilir derseniz onun cevabı da Özcan Alper’dedir.

Sonbahar’ın hikayesine gelecek olursak:

F tipi cezaevlerini protesto etmek için yapılan açlık grevlerini kanlı bir baskınla sona erdiren Hayata Dönüş operasyonunun yıldönümünde gösterime giren bir film Sonbahar. 90’lar gençliğine selam çakan bir yapıt. Baş karakterimiz Yusuf’un (Onur Saylak) 22 yaşında girdiği ceza evinden 10 yıl yattıktan sonra sağlık sorunları nedeniyle tahliyesine karar veriliyor. Yaşamak için 2 ayı kalan Yusuf, annesinin yanına Artvin’e döner. İşte bundan sonrası bizim için hem ruhsal çözümleme ziyafeti hem de görsel şölen. Artvin’in kartpostallara konu olan güzelliği ve Yusuf’un aşırı ajitasyona kaçmadan her zerresine kadar hissettiğimiz kederi, bizleri alıp filmin ortasına bırakıyor. Film Türkçe’nin yanı sıra Hemşince ve Gürcüce de konuşmaların geçtiği çok farklı tatlar barındırmakta. Bir insanın depresif hali ne kadar iyi yansıtılırsa işte tam da o kadarını yansıtan, sessizliğin ise sadece kafa dinlemeye yaramadığını; insanın  dertten, kederden, çaresizlikten nasıl sustuğunu ve insanın içi kan ağlarken nasıl da dilini yuttuğunu gösteren bir film kısaca.

Ä°lgili resim

Ayrıca Yusuf karakterinin annesini canlandıran kadın oyuncu o yöreden birisi ve o folkloru çok iyi yansıtmış bizlere. Böyle filmi açıp hadi beni ağlat moduna asla giremiyorsunuz. Film diyor ki: ”Bak ben acımı abartarak değil varoluşumun temellerine inerek savrula savrula yaşıyorum. Evet yaptıklarımın suçu bana ait bunu kabul ediyorum sessizliğim bundan ama ben acımı sindire sindire göstereceğim, sizlerinde kalbine dokunacağım.” İşte beni en çok bu kısmı etkiledi. Ve bu yüzden de defalarca izlemişimdir. Filmdeki sahnelere Tarkovski tarzı müthiş bir kartpostallık görüntü hakim. Filmin ana fikrini ve görselliğini yavaş ve derinden ilerletiyorlar. Film yavaş ilerliyor diyebilirsiniz. Sahneler ağır diyebilirsiniz. Lakin iyi bir gözlemciyseniz Yusuf’un acısını kalbinizde hissedeceksiniz ama asla ağlayamayacaksınız…

Ä°lgili resim

Filmin geri kalanını size bırakmak istiyorum aslında. Çok ayrıntıya girmek istemiyorum ama Yusuf’un duygudaşı Eka’yı es geçemeyeceğim. Gürcü bir hayat kadını. Yüzünüzdeki ifadeyi görebiliyorum ama hiç de düşündüğünüz gibi değil.  Aslında hayat kadınlarının çok farklıymış gibi görünen hayatlarının içindeki, görünmeyen hayatlarını göreceksiniz. Ön yargı ile yaklaşılan şeylerin aslında hiç de öyle olmadığını, her insanın çok farklı bir dünyası olduğunu ve bir insanın bir kez bile olsa birini anlamaya başladığında hep anlayacağı fikrinin doğru olduğunu göreceksiniz…

Beni en çok etkileyen sahne ise Eka’nın Yusuf’a dönüp; Rus romanlarındaki karakterlere benziyorsun demesi. Çünkü Yusuf öyle bir karakter ki gözlerinin içine bakınca derinliği, içine attığı kederi ve kendisi ile verdiği savaşı görüyorsunuz. Filmi izleyince ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Film beni oldukça yutkundurdu. Tüm film boyunca boğazıma bir şey oturdu ve kalkmadı gerçekten. Bir nevi kalbin sızlıyor ama bildiğiniz bir acı bu ağlatmayan ama insanı derinden sarsan bir acı… Film ayrıca bana şu duyguyu yaşattı:  İnsanların farkındalık seviyeleri vardır ya, işte bu seviyeleri birisi bulup bir çöp ile karıştırır. Acıttıkça acıtır ve iyice su yüzüne çıkartır. Canınız yanar ama gözünüzden yaş akmaz ya, evet Sonbahar da tam böyle bir film.

İnsanlığa tepeden bakmak isterseniz kesinlikle önerdiğim bir film.

Son olarak film, görsellikle sizi alıp götürebilecek cinsten. Hemen Artvin’e gitme isteğiniz gelebilir. Filmin müzikleri oldukça kaliteli zaten çok ödül almış ve Onur Saylak’a da birçok ödül kazandırmış bir film. Burada özellikle Onur Saylak; karakteri çok iyi anlamış, özümsemiş ve oynamış .Ve kesinlikle benimde bir yazar olarak defalarca kez inceleyip, yorumlayabileceğim bir film gerisini siz düşünün…

 

 

 

Bir Cevap Yazın