Tulip Fever: 17. Yüzyıl Hollandasında Bir Alicia Vikander

 

Tulip Fever, beni The Light Between the Oceans’dan The Handmaid’s Tale’a uzanan bir yolculuğa çıkardı.

İlk olarak filmin konusundan başlayayım anlatmaya: Amsterdam’da bir yetimhanede yetişmiş Sophia (Alicia Vikander), yaşlı tüccar Cornelis Sandvoort (Christoph Waltz) ile evlendirilir. Cornelis’in ilk evliliğinden çocukları öldüğü için Sophia’dan çocuğu olmasını çok ister, Sophia da bir türlü çocuğu olmadığı için kendisini kötü hissetmektedir; ta ki portrelerini çizmek üzere ressam Jan van Loos (Dane DeHaan) evlerine gelene kadar. Ressam Jan’a aşık olan Sophia evliliğiyle ilgili sorunu çözmek ve Jan ile olan ilişkisini gizlemek üzere hizmetçisi Maria (Holliday Grainger) ile bir oyun planlar. 

Tulip Fever, yine başrollerinde Alicia Vikander’ın oynadığı The Light Between the Oceans’a oldukça benziyor. Ancak bu ikisinin oldukça benzer oluşlarının tamamen tesadüf olduğunu düşünüyorum; çünkü ikisi de (Hatta üçü de) farklı farklı kitapların uyarlaması. The Light Between the Oceans’ta da Alicia Vikander’ın canlandırdığı Isabel karakterinin çocuğu olmuyordu ve kocasının bir teknenin içinde bir çocuk bulmasıyla Isabel çevresine hatta kendisine karşı bir oyun oynamıştı. Anlaşılan Alicia Vikander bu tarz rollere daha çok yakıştırılıyor.

Bana The Handmaid’s Tale’ı çağrıştıran kısmına gelecek olursak; malum geçen sene oldukça sansasyonel bir şekilde çıkan dizinin de ana konusu şöyleydi: Kadınlar doğurma yetisini kaybetmişlerdi.Doğurabilen ender kadınlar da kırmızı üniformaları ve beyaz başlıkları ile devlet büyüklerinin ve askerlerin evlerine hizmetçi(Tam olarak öyle olmasa da, aslında ‘Damızlık’ ifadesi bu kadınların statüsünü tam olarak ifade ediyor) olarak gönderiliyordu. Neticede iki filmde de (ve dizide de) doğurganlık mevzuu ve erkekler için kadınların tek değerinin çocuk olduğu vurgulanmış kaba taslak olarak. Bu noktada Tulip Fever’ı The Handmaid’s Tale’ın daha ilkel versiyonu olarak değerlendirmek mümkün.

Tulip Fever, uzunca bir zamandır izlemek istediğim bir filmdi. Başta kadrosu da bende filmi izleme isteği uyandıran önemli unsurlardan birisiydi. Açıkçası Vikander ve Waltz’ın nasıl bir ikili olacağını çok merak etmiştim. Tamam bir Fassbender & Vikander gibi olmasa da en azından uyumsuz bir ikili olmamışlar. Onun dışında konusu da çok ilgimi çekmişti; fakat 17. yüzyıl, Hollanda ve ressam diyince sanat açısından daha yoğun bir film olur diye ummuştum. The Light Between the Oceans’a benzerliğinin birazcık hevesimi kursağımda bıraktığını söylemeliyim. Ancak bu filmin kötü olduğunu düşündüğüm anlamına gelmesin, ikisi de ayrı ayrı güzel, izlenebilirliği olan filmler.

Bir Cevap Yazın