Temmuz 14′

 

Kepçenin Sahile Girişi

 

Ağır, kara lastiklerin izi geriye doğru kavislenirken gözlerimi yukarı taşıdım; o garip, sarı renkten gözümü alamıyordum. Tırmalayıcı, koyu, mat bir renk. Neredeyse pürüzlü diyeceğim… İlginç bir akışla rahatsız ediciydi ancak o koca makineyi başka bir renkle yaratmış olmayı düşleyemiyorsun. Diyaframımdan tüm karnıma yayılan eksiklikle bağlı, huzursuz bir heyecan var. İnşaatlardaki o tanıdık sesleri anımsıyorum, karnım hala huzursuz.

“İyi ki dün fotoğraflarını çekmişsin.”

Sesiyle irkilmedim. dalgaların çarpışıyla çekişiyordum. Düşündüğümü hissetmiş olacak, ahşap balkonda yalnız bırakıldım.

 

Koparıp alınanlardan sonra rengi değişti denizin,

Mutsuz bir yara izi gibi

kapanmaya kanıyor, kum bastı her yanı

dip kabuk gözükmüyor

bir gün.

bir koca günde iyileşti açık deniz.

 

Yağmur

 

Mor ipin topal uçlarını birbirine dolayıp el yordamıyla bağladım. Sırtımın orta yerinden geçen kumaş omurgamın ikinci bir dışavurumu gibi. Kapıyla birlikte pencerem çekiştirdikleri rüzgarı yırtarak kapandı. İrkilmedim. Aynaya şöyle bir uğrayıp kapıyı itildiği yerden çektim. Yağmur yağacak, denize gidiyorum.

İri, koyu gri bulutlar iki yandan bastırılıp sıkıştırılmış gibi ortaya geçmiş, kabına sığamayarak ileri atılmıştı. İki yandan beyaz, tiftiklenmiş bulutlar masmavi gökyüzüne yayılmaya yönelmişti üstüne üstlük. Yağmur, burnumun direğinden yön almış, yağmadan gidiyordu. Dargındım, çocukluk hayalim, yağsa denize girecektim. Düşen sayısız damlanın yönünü tahmin etmeyi deneyecektim suya karışan etimle. Kimbilir belki deniz, her gökyüzüyle aynı renk olan kızıl, mavi, mor deniz, bir günü fırsat bilerek bir yanını göğe vermiştir.

 

Tuz mavi bir balık olsaydım

gökyüzünü kollar

eriyip bir damlayı ağırlaştırırdım

yüzeye çıksam

yukarıya karışır

bambaşka bir şey olmuş gibi davranırdım

bulutlar mı denizi

deniz mi bulutları kandırır

ne koşulda olursak olalım

olta ucuna, ağ batışına denk değil korkularım

her rüzgar benden biraz alır

denizle gökyüzü birbirlerini ürpertecek kadar yakın.

 

Yaşlı Kadına İthaf

 

Gözbebeklerinin etrafını çevreleyen kalınca bir simit gibi dönerek, kendi halkasını ısırmış çamurlu kahve gözlerine baktım. O garip rengin etrafında yine griye dönük, belki sarımsı, ince, beyaz bir halka daha vardı -kahverengisine gri bulaşmış.

 

Bir gün denize bir şarap koyacağım

şişesi ağır, siyah ve kırılmayacak

tıpası zorlasan açılmaz

çetinceviz bir mantar olacak

on yıllar sonra

denizden esen rüzgarları koklayacağım

akşamdan akşama

birer kadeh.

 

İlk Gelişim

 

Ilık ve ritimle kumlara köpüren dalgaların sesi ısrarla içini dolduruyor, uyumasını emrediyordu. Bunu kendine özgü o yumuşacık inadıyla birleştirince epey ikna ediciydi doğrusu -almanca sert bir cümleyi hoş bir kadından işitmeye benziyor. Rüzgar da uyuşuk, koyvermiş, her yönden esip serseme çeviriyor. Su kenarında boylu boyunca yatıp ısınan, ağır yeşil, her yanı takır tukur ve hantal bir vahşiliğe sahip timsahlar gibi hissetti. Şimdi suya girecek olsa güneşten pişip gerginleşen aydınlık teninden önce ince bir buhar yükselecek, sonra minik, görünmez çatlaklarına tuzlu su aşina bir doluluk hissi taşıyarak yerleşecek. Gözlerini aralıyor, burnunun ucuna dört santim kala iri, beyaz, plastik şezlong. Keyifle gülümsedi, her şey ilk günkü gibi.

 

Belkemiğinde güneşi saklıyor kadın

ağustosa üç var

güneşinden incecik yanmış

öyle güzel yıpranmış

sarı tenli bir kadın ağustos.

Bir Cevap Yazın