TAZİYE ÇADIRI

Bir cenaze evinin önündeki taziye çadırı, evet evet adı taziye çadırı, sokaktan tesadüfen geçmek dışında bir kabahatim yok, tesadüfen geçiyorum ya bu acı kalbime bir ok. Eğer sizin içiniz acımıyorsa böyle bir manzarada şapkanızı çıkarıp masaya koymanın tam vakti. Vicdanınız ölüm döşeğine düşmüş, acıya körelmiş, kendinize fazla bulanmışsınızdır. Böyle bir çizgide kimseyi umursamaz, en çok sizin canınızın yandığını haykırırsınız meydanlarda. Kendinize gelin. Bu acı, kelimenin tamamı evrensel. Dinlediğin şarkıdaki melodi gibi. Sözleri bilme ama ritmi hisset. Yaşarken ölür gibi. Bu, acı.

Birkaç adım daha atıp soğuktan kızaran burnuma dokunuyorum. Üşümek ne garip. Şu içime oturan ağrı yüzünden üşüyorum. Ama yine de üşümek garip. Yürüdüğüm yola pek yabancıyım. Sanki üç kere iki kaç demişler de bütün çarpım tablosunu unutmuşum gibi. Zaten ilkokulda öğretmen soru sorduğunda bildiğimi de unuturdum. Bildiğim bende, bildiğiniz sizde kalmalı bu yüzden. Ben unutmam siz yorulmazsınız. Ne söyler ne dinlerim. Bir türkü tutturmuşum ki yolun çizgilerini her gece kendim boyarım.

Karnına bir bıçak şaplamışlar. Bıçağı çeviriyorlar bazen. Ve gidiyorlar. Bazen unutuyorsun o bıçağın varlığını. Gülüyorsun içten kahkahalarla, bıçak bir kez daha dönüyor. Mutluluğunda bile gözü oluyor insanların. Çünkü insan cehennemdir diyorsun kendi kendine. Hatta haklısın da kendi çapında. Dünyayı döndüren de durduran da senin nefesin ya, heh onu tut arada. Öleceğini, her şeyin biteceğini hatırla. Kalemini açmak bahanesiyle çöp kovasının başında ettiğin sohbetlerin sonu öğretmene yakalanmak. Silgini yarıdan bölmeye değer gördüğün sıra arkadaşın aslında seni hiç hatırlamayacak. Bunlar olacak. Dün bugüne düşmanlık katacak. İnsan cehennemdir. Sende insansın. Ya da bir zamanlar öyleydin. Çok şey değişir zamanla. Uçaklar nasıl uçar öğrenirsin, balonun gökyüzüne kaçtığında üzülmemeyi, gökyüzündeki mavinin kendiliğinden gelip gittiğini. Bir şeylerin hep gitmek üzerine inşa edildiğini, bu yolların birbirine kavuşmasının uydurma bir masal kahramanına işaret ettiğini. Öğrenirsin ama öğrendiğini belli edemezsin. Bu kırılmanın en inciten hali. Anlamaya başlarsın. Fark edersin. Ki fark etmek seni senden edecek yeni bir coğrafya bilgisi. Altını çizdiğin şiir mısralarına benzemeyecek kadar kibirli.

Akan çatılara imreniyor ruhun. Altına koyduğun kova yetmiyor. Dolup da taşıyor sancıların. Biter demeyeceğim. Bitmeyecek bir çilenin ilk damlası gözlerindeki. Biter dersem herkesi kandırmayı deneyen elleri kirli bir politikacı olurum. Tüm ülkede kahraman ilan edilirken, bir yerlerde suikastlere kurban gidiyor olurum. Bu benim hiç duymak istemediğim kokum. Biraz daha silersem hiç yokum.

Bir dağın zirvesine çıkıp sevinmek değil maharetim. Çıkıp da orada donmadan evvel sigara içmeliyim. Çok acırsa biraz daha üflerim. Televizyonun kumandasını duvara fırlatıp belki biraz da delilikten muzdarip olurum. Neden delirdiğini sormazlar en çok buna gocunurum.

Köşeyi dönüyorum. Çadır uzakta. Ama hala içimde bir ağırlık ki ruhuma bin kat fazla. Ölenle ölünmüyor derler, ne büyük hata. Yaşanmıyor da aslında. Tek başına tuvalete gitmeye korkup evin tüm ışıklarını açan küçük çocuklar gibiyiz hayatın karşısında. Işıklar hep açık. Bir gün sigorta yanıyor. Konu kapanıyor. Korkunun bir faydası olmuyor. Kalbe zarar, kalbi kadar.

Ellerimi cebime atıyorum.
Dünya dört tur dönüyor.
Ay bir kez tutuldu, herkes merak ediyor.
Dünya dört tur sonunda bir gün zarar ediyor, 365 gün 6 saat.
Evdeki hesabın çarşıya uymayacak. Dünya kaç tur dönerse dönsün hep zararı kendine saklayacak.
Taziye çadırı hep bir sokakta.
Taziye çadırı.
Hep sol yanınızda.
Bu da sizin zararınız,
nereden dönerseniz dönün kârı yok ardında.

Kalbe zarar, kalbin kadar; unutma.

Bir Cevap Yazın