SHERLOCK HOLMES vs AMANVERMEZ AVNİ

İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonraki dönemin en popüler polisiye roman serisi, Amanvermez Avni’ydi. Yazar Ebüssüreyya Sami, “Türklerin Sherlock Holmes’ü” olarak taktim ettiği Amanvermez Avni’nin, Sultan Abdülhamid döneminde yaşamış bir polis hafiyesi olduğunu söylüyordu.

Casus romanları, genellikle polisiye romanın bir alttürü olarak kabul edilir. Bu alttürde özellikle İngiliz yazarları nitelikli eserleriyle öne çıkarlar. Birçoğu casus romanı yazmadan önce İngiliz gizli servisleriyle ilişkileri olan John Conrad, Samorset Maugham, Eric Ambler, Graham Greene, John Le Carre, Len Deighton ve ünlü James Bond’un yaratıcısı Ian Fleming bu yazarların ülkemizde de tanınmış ve sevilmiş olanlarıdır. Ian Fleming’in polis yazarı

olmadan önce ünlü Intelligence Service’te (İstihbarat Servisi) çalışırken, Kıbrıs olaylarının en ateşli günlerinde 1955 6-7 Eylül olayları öncesi Atatürk’ün evinin bombalanmasından birkaç gün önce Selanik’te sonra İstanbul’da görüldüğü hep söylenmiştir. Bu yazarlar arasında nedense Türkiye’de pek tanınmayan John Buchan’ın (1875-1940) özel bir yer vardır. Buchan, İngiltere’de ilk casus romanlarını yazanlardan biridir ve dünyaca ünlenen bir yazardır. Polisiye roman yazarlığı yanında tarihi biyografiler ve şiir kitapları da yazmıştır, aynı zamanda bir politikacıdır –öldüğü zaman Kanada genel valisiydi-.

Buchan’ın polisiye yapıtlarındaki en tanınmış kahramanı hem casus, hem de casus avcısı olan Richard Hanner’dir. John Buchan ilk Richard Hanner macerası olan ‘The Thirty-Nine Steps (39 basamak)’ romanını 1914 yılında yazmıştır. O sene Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılıdır ve yazarımız askerliğini Paris’teki Intelligence Service’te yapmaktadır. Bu ilk romanı okuyucu katında çok tutulmuş ve 1935 yılında tanınmış yönetmen Alfred Hitchcock tarafından filme çekilmiştir.

Romanda bir Amerikalı gazeteci kimliğiyle İstanbul’a gelen ve Almanlara ve Osmanlılara karşı casusluk faaliyetlerinde bulunan Richard Hanner’ın bu çabalarını önlemeye çalışan Osmanlı Gizli Servisi’nin başındaki kişinin adı “Merciless Avni” yani Amanvermez Avni idi. Polisiye roman meraklıları için Amanvermez Avni hiç yabancı değildir. Ebüssüreyya Sami’nin 1913-1914 yılların seri halinde öykülerini yazdığı bir kahramandır. Türk polisiye edebiyatının erken döneminin en başarılı polisiye öykü tiplerinin başında gelir. Bir özelliği de polisiye yazınımızda seri olarak maceraları kaleme alınan ilk dedektif olmasıdır. Ebüssüreyya Sami 10  tane Amanvermez Avni öyküsü yazmış, bunlar okuyucu katında çok tutulmuş ve arka arkaya yeni  baskıları yapılmıştır. Onu ancak Server Bedi müstear ismiyle yazan Peyami Safa’nın Cingöz Recai’si tanınmışlıkta geçebilmiştir. Döneminde başka yazarlarca ona öykünen Amanvermez Sabri, Amanvermez Kadri gibi yeni tipler yaratılmış, bu etki 1940’lı yıllara kadar sürmüş ve Amanvermezlerin en sonuncusu olan Amanvermez Ali öyküleri bu yıllarda yayınlanmıştır. Ancak hiçbiri Amanvermez Avni’nin seviyesini ve başarısını yakalayamamıştır.

 

İkinci Abdülhamid döneminin kahramanı

Ebüssüreyya Sami’nin öykülerinde; Amanvermez Avni ikinci abdülhamid döneminde eyaşar. Emniyet örgütünde ismi efsaneleşmiş bir kişidir; ne zaman çözülmesi zor bir sorun çıksa ona havale edilir. Bağımsız çalışmakta, doğrudan Zaptiye Nazırı’na muhatap olmaktadır. İki öyküsünde Abdülhamid de ona özel görevler veriri; özellikle ‘Sessiz Tabanca’ adlı öyküde Rus Çarı’nın akrabası olan Kontes Uchendorf’un İstanbul’da Abdülhamid karşıtlarına getirdiği öğrenilen ateş edildiğinde ses çıkarmayan tabancayı hiçbir siyasi soruna neden olmadan ele geçirmesi için verilen görev çok önemlidir. Kahramanımız öykülerde, kendi Doktor Watson’u olan yardımcısı Arif ile birlikte Beyoğlu’nda Kazancı Yokuşu’ndaki iki katlı, üç odalı bir evde yaşamaktadır. ‘Kara Katil’ öyküsünde düşmanları bu evi yakınca Tepebaşı’na taşınır. Sütlü kahveyi ve parmak kalınlığında kendi sardığı sigaraları içmeyi sever. Fransızca, Rumca, Ermenice bilir. Evinin bir odası kıyafet değiştirme ve makyaj odası olup, bu odada küçük bir laboratuvarı da vardır. Bu özelliklerin büyük olasılıkla, orijinal Sherlock Holmes hikayelerinin etkisiyle Ebüssüreyya Sami’nin yapıtlarına girdiği düşünülebilir. Kahramanımız, “Türklerin Sherlock Holmes’ü” lakabına hak kazanmak için çok sık kıyafet değiştirmekte ve küçük laboratuvarında bilimsel deneyler yaparak konuyu çözümlemeye çalışmaktadır. Ancak Avni’nin öykündüğü Sherlock Holmes’ün aksine kadınlarla arası iyidir. Bataklıktan kurtardığı ve aralarında bir gönül ilişkisi olan Levanten Karolin ve Rus Kontesi Anna ile olan ilişkileri bunu kanıtlar. Bu arada Anderia isimli bir Levanten çocuğu da himayesine alır ve bu zeki çocuktan pek çok olayda yararlanır.

Ebüssüreyya Sami’nin bu dizisi sonuç olarak, hem ilk olmanın önemini; hem ilginç yaklaşımların pırıltılarını taşımaktadır. Polisiye roman tekniği ile yerel renklerin kaynaştırılması, bazı öykülerde üst düzeydedir ve polisiye romanların tuzu biberi olan ancak pek az polisiye roman yazarınca gerçekleştirilebilen ironi yine bazı Amanvermez Avni öykülerinde en üst seviyededir. Ebüssüreyya Sami, kitabının başında yazdığı önsözde Amanvermez Avni’nin gerçekten var olan bir polis olduğunu belirtip kırklı yaşlarında öldüğünü söyler.

 

Amanvermez Avni gerçekten yaşadı mı?

John Buchan’ın romanında Amanvermez Avni’ye rastlanınca Ebüssüreyya Sami’ye haksızlık etmemek gerekir diye düşünüyorum. İşin ilginci John Buchan Amanvermez Avni’nin yaşam hikayesine de öyküsünde yer veriyordu. Ona göre Amanvermez Avni ikinci Abdülhamid döneminin en tanınmış polisiydi. Yine tanınmış bir polis olan Gavur Mehmed’in oğluydu. Ancak benzerlik burada bitiyor. Ebüsüreyya Sami Avni’yi öldürmüşken, John Buchan öldürmüyordu. Hatta hikayeye yeni sayfalar ekliyordu. İkinci Abdülhamid, Amanvermez Avni sayesinde bir ayaklanmayı önlüyor ama 1909’da 31 Mart Vakasından sonra tahttan indirilince Amanvermez Avni de gözden düşüyor, resmi görevlerinden ayrılıyor ve İstanbul’un ilk özel dedektifi oluyordu ama birinci dünya savaşı çıkınca onun niteliklerini bilen İttihatçılar onu göreve çağırıyor; o da Türk Gizli Servisi’nin başına geçiyordu. Gerek Ebüssüreyya’nın gerek John Buchan’ın öyküleri muhakkak ki kurmacadır ama acaba İstanbul’da Amanvermez Avni isimli bir polisin yaşadığı ve efsaneleştiği düşünülebilir mi?

İşin asıl ilginci yaşamı boyunca hiç İstanbul’a gelmediğini saptadığımız John Buchan’ın romanında Amanvermez Avni’den söz etmesi ve babası olarak Gavur Mehmed’i göstermesidir. John Buchan Amanvermez Avni’yi nereden tanımaktadır? Ebüssüreyya Sami’nin eserinin kahramanını kimden öğrenmiştir? Özellikle İkinci Abdülhamid döneminin gerçekten yaşamış tanınmış polisi Gavur Mehmed’i ona kim söylemiştir? Hadi Ebüssüreyya’nın eserini okumuş birisi Amanvermez Avni’den ona söz etsin, o da bu tiplemeyi kullanmış olsun. Ama o dönemde yazarın babası olarak tanıttığı Gavur Mehmed’den söz eden hiçbir eser yazılmamıştır. Ancak 1940’lı yıllarda Ziya Şakir “Gavur Mehmed” öykülerini kaleme almıştır ve Gavur Mehmed yazarın belgelerle kanıtladığı gibi yaşamış bir polistir. John Buchan yaşadığı muhakkak olan Gavur Mehmed ile yaşaması muhtemel olan Amanvermez Avni’yi kimden duyup eserinin kahramanı olarak okuyucularına sunmuştur? Bir polisiye roman muamması –daha çok klişesi- olan bu sorulara spekülasyonlar yaratma yöntemiyle cevap vermek gerekirse;

İlk ihtimal 1916’da kitabını yazarken aynı zamanda Paris’teki İngiliz Intelligence Service’te çalışan yazara bu isimleri, aynı serviste çalışan daha önceleri İstanbul’da bulunan ve İstanbul Emniyeti ile ilişkileri olan bir İngilizin vermesidir. Bu İngiliz, Buchan’ın romanının mekan olarak Türkiye’de geçeceğini öğrenince İkinci Abdülhamid döneminin ismi efsane olmuş iki elemanının adını John Buchan’a söylemiş ve o da yapıtının daha realist olması için bu gerçekten yaşamış isimleri eserinde kullanmıştır. Eğer bu varsayım doğruysa bizim sevimli Amanvermez Avni gerçekten yaşamış demektir. İkinci olasılık ise John Buchan’a bu isimleri bir Türkün vermesidir. Araştırmacı Mehmet Alkan’ın Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Prens Sabahattin ile ilgili eserinde, Prens Sabahattin’in Birinci Dünya Savaşından sonra Yunanlılar İzmir’e çıkınca durumu protesto etmek için İngiliz Dışişleri Bakanı’na hitaben İsviçre’de gazetelerde bir açık mektup yazdığı görülür; bu mektubunda Birinci Dünya Savaşının ilk yıllarında Türkiye’de İttihatçılara karşı bir isyan çıkarmak için İngiliz Intelligence Service’i ile birlikte çalıştığını anlatır ve İngilizlerin son dakikada projeden vazgeçtiklerini söyler. Bir ihtimal John Buchan bu eylemin içindedir ve bu eyleme Prens Sabahattin ile birlikte katkıda bulunan Türkler de vardır. John Buchan bu Türklere, Türkiye’de geçen bir casus romanı yazdığını söylemişse onlar da bu isimleri yazara vermiş olabilirler. Hatta bu konuda güçlü bir aday bile var! Prens Sabahattin’in sağ kolu ve daha sonraki dönemlerde İngiliz Gizli Servisi’nin Ortadoğu ve Balkanlardaki en büyük ajanı Satvet Lütfi Tozan!

Satvet Lütfi, iki dünya savaşı arasında İngiliz gizli servislerinin en önemli adamlarından biridir. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Yugoslavya’ya girmeden genç Yugoslav kralını İngilizler adına kaçırmayı planlamış ve başarmış, daha sonra Macaristan’da Nazilerce yakalanmış, tam idam edilecek iken İngilizlerin ellerindeki bütün Alman casuslarını öldüreceklerini söylemeleri üzerine onlarla takas edilip serbest bırakılmıştır. Çok zengin bir adamdı. Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin malı olan Emirgan Korusu onun malıydı; burasını belediyeye park yapılması amacıyla bağışladı. Ne yazık ki yazdığı söylenen hatıralarının akıbetinin ne olduğu bilinmiyor. Belki anılar bulunsa John Buchan’a yazdığı polisiye roman için Gavur Mehmed ile Amanvermez Avni’nin isimlerini kendisinin verdiğini okuyabilirdik.

Bir Cevap Yazın