Pre Sokratik Dönemde Zaman

 

İnsanlık, düşünce dünyasını kurmadan çok önce değişimi ve hareketi tanımaktaydı. Bu iki olgu sayesinde yaşamı tanıyor ve ona uyuyordu. Bu nedenle de değişimi anlamlandırmak, zorunlu olarak en temel düşünsel uğraş olarak belirginlik kazandı. Değişimi tanımak ve tanımlamak için sabit olarak tekrar eden bir olgu arayışına girişildi. Herhangi titreyen, tekrar eden veya döngüsel olarak hareket eden bir olgu temel olabilecekken, gökyüzüne baktığımız her anda deneyimlenen Güneş yıldızı temel olgu olarak seçildi. Güneş yıldızının günlük hareketi temel alınarak hareketi, ve hareketle ilişki içinde ilk düşünsel temelleriyle zaman tanımlandı ve anlamlandırıldı. Bu seçiş, doğanın kendisini gözlemleyen ve onu ilk beliriş yani ‘’kaynaksal’’[1] görünme[2] olarak kabul eden filozofları etkiledi. Martin Heidegger’in Grek felsefesi incelemeleri ekseninde öne sürdüğü gibi, Greklerde “doğa” yani “physis”, bugün anladığımız dar anlamıyla kullanılmıyordu. Physis kavramı doğasal olarak varlığın ilk ortaya çıkışı, ilk belirlenişiydi. İşte tam da bu yüzden genel olarak varlık, Grekler tarafından görüngü olarak; physis, phainemenon olarak kavranmıştır. Açık bir şekilde Pyhsis’in anlamı ve “aletheia”nın anlamı, özdeştir. Eş-kaynaklıdır. Böylece Heidegger’in de açıkça belirttiği gibi Aletheia’dan Greklerin ne anladığı, Physis’ten ne anladıklarıyla karşılıklı olarak birbirini belirler.[3]  Tarihsel felsefi temellendirmelere geçmeden önce, Martin Heidegger’in Aletheia’yı bir elde bulunuşluk olarak gören tüm metafizik tarihine bir göndermede bulunduğunu hatırlatmak ve Grek felsefesinden başlayarak varlığı, elde bulunurluk (Vorhandenheit) biçiminde yorumlandığı, yani bir “durum” ve bir “hal” olarak ortaya koymakla kalmadığını göstermek ve bu doğrultuda meydana gelen bir düşünce unutulmuşluğunu ortaya koymak olacaktır. Başka değişle bir varlık unutulmuşluğu. (Seinsvergessenheit)

Yıldızları incelemekle ün salan ve bir hikayeye göre sırf yıldızları izlerken önündeki kuyuya düşen filozof Thales, (İ.Ö 6/525/4-546) zamanı bu eksende algılamıştır. Eski Yunan felsefesi tarihine dair kitabı bulunan Diogenes Laertius, [Yunan] felsefesinin üç bölümü olduğunu ileri sürer: Fizik, ahlak ve diyalektik. Fizik bölümü, evren ve evrene ilişkili nesnelerle ilgilidir. Felsefenin ilk yeşerdiği ve aktarıldığı yunan coğrafyasında, felsefenin temel bölümünün fizik bölümü olduğunu ileri sürer. Bu temel ancak Sokrates felsefesiyle kendini ahlaka bırakmıştır.[4]Ancak yunan coğrafyası dışında ölüme dair ahlakı öğretilerinde olduğu bilinmekle birlikte bunların ne kadarının felsefi sorgulama kültürüne girebildiği tartışılmaktadır. Yunan coğrafyasında yaşayan Thales’te fizikle yani doğaya ait felsefeyle ilgilenmiştir. Thales’in değişimi ve zamanı Güneş’in var oluşuyla ilişkilendirdiğine dair öne sürebileceğimiz en büyük sav onun Mısır ve Babil’e yolculuğu sonrası önemli ölçüde astronomi bilgisi edinmesidir. İ.Ö 585 yılının 28 Mayıs’ında Lydia Hakanı Alyattes ile Media hükümdarı Kyaksares arasındaki savaşta meydan gelen Güneş tutulmasını önceden tahmin ettiği ve İon halkına önceden bildirdiği için hükümdar ve hakanı etkileyerek savaşı durduğu bilinmektedir.”[5] Bunun yanında Kallimahkos, Thales’i Küçük Ayı’nın[6] bulucusu olarak tanımlıyordu. Greklerde astronomla uğraşan, güneş tutulması ve gündönümlerini inceleyen bilinen ilk kişidir. Bunun yanında Güneş yıldızının yıllık hareketini inceleyerek bir yılı üç yüz altmış beş güne bölende odur. Timon, Sillion adlı eserinde onu överken Yedi bilgeden gök bilimci Thales olarak bahseder. [7] Thales’in zaman kavramını yorumlaması görünen olgu Güneş yıldızının günlük hareket ve döngülerini, bununla uyumlu olarak değişimi ölçme aracı olarak kabul ettiği anlaşılmaktadır. Onun eserlerinden zaman kavramına dair direkt olarak bize ulaşan tek fragman şu sözüdür:

 

“ En bilge şey zamandır. Çünkü her şeyi ortaya çıkarır. ”[8]

 

Aristoteles, eseri Fizik’te Thales’in bu sözünün varoluşla ilişkili olduğunu imha eder. Ona göre Thales, nesnel olanın ancak zamanla var olacağını söylemektedir. Görünen nesne, zaman içinde oluşmuştur. Zaman kavramının Thales’te ele alınışının “physis”[9] eksenli olduğu ve görünen nesneye dönük olarak yaklaşıldığı görünmektedir. Bu Grek’te fenomenal, şekilde ele alınan ilk zaman yorumudur. Thales, var olanların ancak zaman içinde ortaya çıktığını, görünürlüğe kavuştuğuna inanmıştır. Burada zaman, gerçekliği ayıran veya ondan ayrı olan bir ideal tasarı değildir. Zaman tamda var olanın merkezinde olan ve onu kendiliğine getiren şeydir.

Filozof Anaksimandros’un ( İ.Ö 610/547) Thales’le öğrenci ve dostluk ilişkisi içinde olduğu ve kendine ait zaman kavramı yorumunu felsefesinde gizlediği bilinir. Anaksimandros, görünen olguların gözlemini referans alarak felsefi savlar öneri süren ikinci doğa düşünürü olarak nitelendirilir. Ona astronom kadar gök bilgini de denmektedir. Bunun nedeni gökyüzünü gözlemlemek için Sparta kent içerisindeki gözlem noktalarında zamanı ölçme araçları kullanmasıdır.[10] Bu ölçüm araçları 12 saatlik dilimle sınırlı olan ve Güneşi temel alan gnomondur.[11] Güneş yıldızının evrenin merkezinde olan Dünya gezegeninin etrafında silindirik biçimde hareket ettiğini söylemektedir. Bu savla Güneş üstüne gözlemlerin devam ettiği ve zamanın var olanla ilişkilendirilmesini devam ettiği öne sürülebilir. Ancak burada ortaya konan durum Thales’in ortaya koyduğu tasarıdan farklıdır. Thales’te görünen var olanın temel görünüm alındığı ve yine var olanın belli bir zamansal süreçte gerçekleştiği savı, Anaksimandros’ta değişim gösterilerek var olanın aletheia’ya ulaşmadığı şeklinde bir savla temelde değişim göstermektedir. Bu bakımdan ana dönüşüm var olanın somutluğu yönünde değil, temel olarak var olanın Aletheia’yı verip vermediği üzerinedir. Kendi eseri olan ve bozulmadan geldiği ileri sürülen Doğa Üzerine adlı yapıtında söylenen söz söyledir:

 

“…zamanın sırasına uygun olarak birbirlerine karşı işlemiş oldukları haksızlığın cezasını öderler.” (D.K 12,B1)

 

Söz bir anlamda ahlakı bir belirtim gibi görünse de temelinde dikkati çeken çıkarım; bulunan her şey, var olan her şey, Anaksimandros’a göre asla sona ermeyen harekete dayanmak zorundadır. Anaksimandros’un temel öğretisinde Aperionun sınırsız ve belirlenimsiz olduğu öne sürülmektedir. Ancak bu görüşün temelinde nicellik ve nitellik sorunları doğmaktadır. Aperionun nitel mi yoksa nicel olarak mı açıklanacağı tam olarak bilinmemektedir. Bu bakımdan biz Anaksimandros’un öğretisini temelde birbirine karşıtlıkla ve bu karşıtlığın gereksinimi olan hareketle ilişkilendireceğiz. Bu bakımdan hareket ve görünüşe gelmenin ilk doğa filozoflarının temel soruşturma konusu olduğunu iddia edebiliriz. İlk filozofların bu belirlemeleri, var olanın hareket ile ilişkisini göstermekte ve onların düşünceleri sonrasında var olan temeliyle başlanan zaman üzerine tasarılara önemli bir zemin oluşturmaktadır.  Hareket ekseninde zamanı değerlendirme, çalışma içerisinde Grek Sonrası Zaman Tasarıları’nda ele alınan iki büyük düşünür olan Aristoteles ve Platon’a kadar uzanır ve onların temellendirmelerini büyük ölçüde şekillendirir.

Anaksimandros hakkında öne sürülen ilginç bir detay daha vardır. Onun görünen evrenin tek olamayacağı ve sonsuz sayıda evren olması gerektiği yönünde savları olduğu öne sürülür.[12] Bu öne sürüm zamanın evrenle ilişkisinde söyle bir soruyu gündeme getirir: Öne sürülen çoklu evrenler eş zamanlı mıdır[13] yoksa evren bir dönüşüm içerisinde doğup öldüğüne yönelik bir süreklilik mi betimler? Var olan olarak evrenin ve olası evrenlerin aynı anda bulunması olgusu şuanda günümüz kozmolojisinde de oldukça çok tartışılmaktadır.[14] Ancak Anaksimandros’un bu konu hakkındaki kesin savı bilinmemektedir. Buraya kadar ki kısımda Miletoslu geleneğin doğayı anlamaya yönelik olarak nesneye egemen olmadığı yalnızca onu gözlemlediğini söylemeliyiz. Ele alacağımız diğer düşünürse temeliyle Platon felsefesine önemli katkılarda bulunmuştur.

Filozof Pythagoras (İ.Ö 590-570) doğduğu adada iktidara gelmeyi amaç edinmiş olarak Grek geleneklerinden ve o zamanki görüşlerden farklı bir varlık görüşü ortaya koymuştur.[15] Pythagoras felsefesi, felsefenin yeni bir başlangıcı kabul edilir. Onun sayesinde Yunan felsefesi, İtalya’nın topraklarına ulaşmış ve yeni bir tasarımla kendini inşa etmiştir. En önemli görüşünün ruh göçü öğretisi olduğu savunulmaktadır. Pythagoras felsefesi, doğaya mistisizmi sokarak nesne içerisine öznel içkinlik katar ve bu görüşün derinliği oldukça etkili bir çizgide ilerletir. Pythagoras’a göre ruh bedenden ayrı bir tözdür. Bu töz,  zamandan etkilenmeyen sonsuz bir töz olmalıdır. Bu nedenle de ruh zaman üstü olarak sonsuz şekilde ölümlü bedenler arasında göç halindedir. Beden aslında ruhu hapseden bir kafesten farksızdır. Bu nedenle de önemli olan şey aslında beden değil, ruhtur. Felsefi öğretiler ruha uymalı ve eğitimi bedene yönelik olduğu kadar ruha yönelikte olmalıdır. Ruha yönelik bir öğreti geliştirmek aslında şu önermeyi vermektir de: Asıl olan bu dünyaya ait olanlar değildir.  Buraya ait olanlar silik, değişken ve zamanla sonlanan şeylerdir. Öğretiler kaybolmamak ve yok olmamak için bu dünyaya ait olmayan gerçek dünya içindir. Pythagoras’ın öğretilerinin Platon’da varlığı ayıracağı, varlığı var olana hapsedeceği görünmektedir. İkilik (Dualist) töz anlayışının temel çıkışının da Pythagorasçı felsefi savıdır. Bununla birlikte aritmetik ve müzik bilimi Pythagoras görüşünde birbirine yaklaştığı görünmektedir. Pythagoras öğretisi ruhu sağlıklı kılmak için müziğin kullanılması gerektiğini öneriyordu. Pythagoras telli çalgılarda telin uzunluk ve kısalığıyla sesin pesliği ve tizliği arasında bir ilişki olduğunu görmüştür. Bu aritmetik oranlarla, sesin bir ilişkisi olduğunun görülmesi demektir. Böylece ilk dört sayı (1,2,3,4) ve onlar arasındaki oranların matematiksel bir şekilde ifade edilebilirliği keşfedilmiştir.[16] Sayı ve doğanın müziksel uyumu Pythagoras felsefesinin temel doktrinlerinden biridir. Pyhtagoras felsefesinin temel öğretisinin bir diğer yönü günümüz fizik bilimini de etkileyen bir yönü olmasıdır. Günümüzde bu aritmetik ve müzik ilişkisi evrenin başlangıcı ve atom altı dünya için ortaya konan, aynı felsefi temelle temellenen Sicim Kuramı’nı ortaya çıkarmıştır. Sicim Kuramı’nın ana varsayımı madde denilen olgunun yapı taşlarının noktasal parçacıklar değil, atom-altı düzeyde bulunan sicim adlı tel benzeri fenomenler olduğudur. Bu kuramın tarihsel arka planı Pythagorasçılık içinde iki akımdan[17] biri haline gelen her şeyin özünün sayı ve uyum olduğu savının bir yansımasından geliştiği açıktır.

Ephesoslu Herakleitos’a ( İ.Ö 535-475 ) gelindiğinde ve öğretileri kritik edildiğinde öğretilerinin Miletoslu felsefe geleneğini takip ettiği yönündeki argümanları dikkate alıp bu şekilde düşüncelerini değerlendirdiğimizde bile, felsefede varlığa ve zamana farklı bir bakış öne sürdüğü görünür. Doğa Üzerine adlı kitabında Miletoslu geleneği takip ederek Arhke yani temel bir kendinde doğduran ve kendinde sonlandıran olgu arayışındadır. Buna ateş demektedir. Ancak onun sonucu beklenen Miletoslu geleneğine uymamaktadır. Arhke olarak ateş öne sürümünün boyutu Miletoslu’lar gibi görünen olgulardan yola çıkmak yerine, onu bir oluş olarak görmektedir. Yani Arkhe olarak öne sürülen ateş bir başlangıç ve sonluluğun devinimsel tekrarlılığını içeren bir oluştur. Bu oluş bir zamansallık içerir. Yani zaman içinde olarak, değişim ve dönüşüm içinde kalarak, yeniden yeniden oluşmaktır. Burada şu göze çarpmaktadır. Elbette değişim ve dönüşüm Miletoslu filozoflar tarafından da gözlemlenmiş ve bir olgu olarak arkasında yatan sebepler aranmıştır. Ancak onlar sadece madde olarak oluş halini incelemiş ve maddenin oluş halinde maddesel dönüşümleriyle meydana çıktığını düşünerek dönüşüme başlayan ilk öz madde arayışına girmişlerdir. Bunun ötesinde Ephesoslu Heraklitos’un öne sürümünden anlaşılan tüm bu değişim ve dönüşümün arkasında bir varlık bulunmadığını, varlığın bir oluş olduğunu öne sürmektedir. Kısaca söylemek istenirse: O, varlığı oluşa indirmek ister gibidir.[18]  Ancak Ephesoslu Heraklitos’un eserlerinde kullandığı anlaşılmaz yazım üslubu ve eserlerinin azlığı onun oluşu, varlıkla ve zamanla olan ilişkisini irdelemek konusunda yeterli kaynak sağlamamaktadır. Anlaşılan tek şey değişimin, temel bir referans sistemi belirlenerek anlaşılabileceğini öne süren ilk düşünür olduğudur. Bu oldukça önemli bir atılımdır. Bu gerçeklik ve onun üzerine bakışımızı belirleyen temel değerlerin ancak temel referans kabulleriyle belirlenebileceğini söylemekle Albert Einstein’in düşüncesinin ilk hallerini yansıtır. Eğer bir gerçeklik kabulü, verdiğiniz kabul tarafından verilirse doğru olacak aksi referansta ise tam tersi bir gerçeklik ortaya koyacaktır. Heraklitos’un burada ortaya koyduğu nokta bilgiye ulaşımın yöntemsel bir inşasıdır.

Ephesoslu Heraklitos ile aynı dönemde yaşayan ancak ona karşıt bir felsefe inşa ederek Platon’un felsefesinde oldukça etkileyen diğer bir düşünürse  Elalı Parmenides’tir. (İ.Ö 5.yy) Yunan kaynaklarından aktarımına göre Elalı Parmenides görüşünün iki temel öğretiden gelme olasılığı vardır: Çoğu kaynak onu Ksenophenes’in öğrencisi olarak anarken Theophrastos Özet adlı eserinde onu Miletoslu Anaksimandros’un öğrencisi göstermektedir.[19] O zamanlar Sabahyıldızı ve Akşamyıldızı adıyla iki farklı yıldız olarak bilinen Venüs gezegenini Elalı Parmenides tarafından ilk defa aynı yıldız olduğunun öne sürmesi, O’nun Miletoslu geleneğinin parçası olan astronomiyi önemsediğini göstermektedir. Ayrıca arkhe arayışında bulunup yaratılışın aslında soğuk ve sıcak ilişkisinden meydana geldiğini söylemesi önemlidir. Arkhe temellendirmesinde sıcağı Güneş yıldızı soğuğu ise toprakla ilişkilendirmektedir. Tüm bunlar Miletoslu somut, real ve nesnel temel arayış geleneğinin en azından ilk zamanlarında Elalı Parmenides’in fikirlerinde etkili olduğu göstermektedir. Ancak Elalı geleneği fikirlerini ortaya temel Miletoslu gelenekten uzaklaştırmıştır. Elalı Parmenides’in temel öğretisi duyuların yanılgılığını, akılla yani mantık ilkeleriyle ortadan kaldırmamız gerektiğidir. Bu nedenle akıl görünen şeylerin yanılgıdan ibaret olduğunu asıl arayışın arkada yatan değişmeyen “Birlik” olması gerektiğini göstereceğini öne sürmektedir. Elalı Parmenides’e göre iki felsefe vardır bunlardan ilki “hakikate” dönük olan diğeriyse “sanıya” dönük olandır.  Parmenides’in Platon’la ilişkisi, Platon’un aynı adlı diyaloglarından anlaşılabilir. Bu diyalog birlik ve çokluk ilişkisi üzerine yazılan bir diyalogtur. Diyalog, karakterler Elalı Zenon, Elalı Parmenides ve genç Sokrates arasında aktarılan bir konuşmayla başlar. Zenon paradokslarla ilgili bir deneme okuyarak, monizmi yadsımanın, aynı konunun zıt yüklemler alabileceği anlamına geldiğini ileri sürmektedir. Yani eğer şeyler çok iseler, bu şeyler hem benzer, hem de benzemez; hem bir, hem çok olacaklardır. Elalı Zenon’a göre bu olanaksızdır. Aynı şeylerin çelişki özelliği olamaz.[ Burada hocası Parmenides’in temel kaynağı olan mantıksal kurallar nedeniyle karşı çıktığı görünmektedir.] Benzemez şeylerin benzer ya da benzer şeylerin benzemez olamayacağı gibi, ikisi birden bir ve çok olamaz.[20] Platon bu diyalogda Elalı Zenon aracılığıyla, en çok etkilendiği diğer isim olan Elalı Parmenides’in “şeyler çok değil tektir” öğretisini savunmaktadır.[21] Elalı Parmenides, varlık konusunda üç temel görüş ortaya konabileceğini söyler:

I). Varlık, vardır (P)

II). Varlık, var değildir. (P’)

III). Varlık, hem var hem var değildir.(P=P’)

Bu üç olası görüş, hakikate ulaşmak için girilebilecek üç yoldur. Elalı Parmenides asıl varlığa giriş yolunun “Varlık, vardır.” görüşü olduğunu söyler. Ephesoslu Heraklitus ‘un yolununsa ikinci olasılık olarak tahin etmek mümkündür. [22] Bu aynı zamanda varlık oluşunu, var olana indirgeme olan bir mantık yürütmedir. Platon’un bu görüş çerçevesinde İdea Kuramı’nı ortaya attığı reddedilemez bir şekilde açıklık içerir. Parmenides varlık kavramının ancak var olanla açıklanabileceğini aksi halde var olmayanın mantıksal olarak düşünülemeyeceğini, düşünülemeyen bir varlığınsa var olmayacağını öne sürmektedir.  Parmenides şöyle devam eder:

 

“…Ne tanıyabilirdin var olmayanı çünkü

Ne de bildirebilirsin; aynı şeydir çünkü düşünmekle var olmak.’’ ( B 1.3 )

 

Parmenides’in bu fragmanı aslında Miletoslu gelenekten ayrılışın işaretidir. Miletos geleneğinin empirik gözlemle desteklenen öne sürümlerin aksine Elalı geleneği iki temel doktrin üzerinde felsefeyi yeniden inşa eder.İlki düşünmek ve var olmanın yani aynı şey olduğudur. İkincisiyse değişimi reddederek, gerçekliğin değişim içerisinde olan bir ortamda olamayacağı, bu yüzdende değişim ortamında yaşayan insanın duyularının onu aldattığıdır. Bu doktrinlerden öncelikle varlığın var olan olması gerektiğini belirtirken, ikincisi görüşse değişim ve dönüşümü zamanla ilişkilendirmekte ve değişen, bozulan ve ölen şeylerin zaman içinde oluşunu irdelemektedir. Zaman gerçekliği koruyamaz ve içerisinde bulunduramaz.

 

Eric Rose

 

[1] Alm. ursprüngliche

[2] Heidegger, DoğuBatı, sayı 2010, sy21

[3] Einführung in die Metaphysik, Gesamtausgabe Abt. 2 Vorlesungen Bd. 40 (Auflage 5, Tubingen: Nieyermeyer) 77-78

[4] L Diogenes Laertius, Ünlü filozofların Yaşamları ve Öğretileri, YKY yayınları, 3 baskı Şubat 2007 sy 18:18

[5] Antik Felsefe Walther Kranz çev Suat Y.Baydur, Cinius-Sosyal Yayınlar, 1994  sy 38

[6] Ursa Minor ya da Küçük Ayı takım yıldız… Ursa Major ismi Callisto’dangelmektedir. Arkadya Kralı Lycaon’un kızı olan Callisto avcılığa düşkündür. Av tanrıçası Artemis, Callisto’yu ilk gençlik çağlarından itibaren görevlileri arasına alır.

[7] Diogenes Laertius   a.g.e  sy.20-25

[8] Diogenes Laertios a.g.e sy.25

[9] Görünene dönük olarak… Var olanı gözlemleme girişimi.

[10] Diogenes Laertios a.g.e sy 66

[11] Greekçe gösterge anlamına gelir. Temel olarak toprağa bir kazık çakılırdı. Bu kazık sayesinde güneşin 12 saatlik hareketi sayesinde gölgesi yardımıyla zaman tanımlanmaya ve ölçülmeye çalışıldı. Ancak bu kısıtlı ve 12 saatle sınırlıydı. Bu nedenle de Greekler aynı zamanda 24 saatlik 2 tur Güneş saati olarak işlem gören su saatlerini de kullanmışlardır. Gnomon’un gölgesi bütün yıl boyunca boş kürenin duvarları üzerinde Güneş yıldızının hareketlerini göstermektedir. Böylece ilerleyen zamanlarda yıllık hareket için kullanılmaya da çalışılır.

[12] DK.A9,10,14,17

[13] Arslan a.g.e sy 99

[14] Bknz  Multiverse Theory

[15] İ.Ö 530 yılında kendi adıyla bir tarikat kurmuştur. Bu tarikat mistik ve eğitimsel bir amaca sahiptir. Onun asıl hedefi bağlılıkla dahil olan takipçilerini yeni bir yaşam tarzı içine sokmaktır. İleri ki dönemlerde bir siyasi parti kimliğine bürünen bu tarikatın birçok ayaklanma sonrası ortadan kalkması onun tek hedefinin felsefeyle sınırlı olmadığını göstermektedir.

[16] Arslan a.g.e yayınları sy 149

[17] Aristoteles’in aktardığına göre bazı Pythagorasçılar, sayıların ilkelerinin her şeyin ilkesi olduğunu ve her şeyin sayı ve uyumdan ibaret olduğunu söylemektedir. Bazı Pythagorasçılarsa sayıların şeylerin taklit ettiği örnekler olarak almaktadır. İkinci akımın ortaya koyduğu öz ve form ayrımı yanı sayıları taklit eden töz ve form olan sayılar ileride Aristoteles’i etkileyecektir.

[18] Arslan a.g.e sy 189

[19] Phy. Opin.Frag.6a (diels,Dox,s 482,14)=Frag 24 Usener. Diels bu cümleyi Parmenides’e ilişkin bir not olarak in magrine ‘da ortaya koyar.

[20]  Conford, F.M. ing. Çev. Alınmıştır. Plato’s Parmenides, Routledge and Kegan Paul. London 1969

[21] Walter Kranz, Antik Felsefe , Metinler ve açıklamalar Çev Suad Y. Baydur 2.Basım İ.Ü.E.F.Yay.İstanbul 1976 sy 60-67

[22] Arslan a.g.e sy 219

Bir Cevap Yazın