Perde

 

Günlerin birbirini kovaladığı sonsuz bir boşlukta sallanıyorum. Ayaklarım yere değmiyor uzun süredir. Mutluluktan değil, korkudan. Sağlam basmanın verdiği güven, güneşe meydan okumaktan yorgun düşmüş bir perde gibi eridi gitti. Dökülen yapraklara inat taşan sular aklımı çeliyor. Portakal kokusunda bulduğum o tarifsiz huzur beni çocukluğuma sürüklüyor. Çok portakal yedigim icin alerjik tepki veren vücudum o zamandan anlatmak istemiş her seyin hep en fazlasını alıp sonra zarar ettiğini. Aklım hala çocuk. Anlamaya karşı koyduğum her duygu için, aklım inadına çocuk.

 

Bir yerde okuduğuma göre insan aslında unutmazmış. Unuttuğunu sanıp sonra minicik bir rüzgara kapılıp her seyi hatırlarmış. O minik rüzgar hayata fırtına gibi gelse de insanlar buna bu tepki verilir mi diye senden büyük kıyamet koparırlar. Bilmemenin verdiği hasar tahmininizden büyük olur. Nedir bu anlaşılma telaşı? Biz değil miydik yan yana uçup farklı kanat çırpan? Biz değil miydik suskunluklar arasında bir meydan savaşına karşı dimdik duran? Belli ki değilmişiz.

 

Ağır yaralanmamdan değil çok yaralanıp her birinin ayrı sızısından şikayetçiyim. Görünürde sapasağlam, içeride darmaduman. Oysa tek bir ağır darbe durumun ciddiyetine ikna ederdi herkesi, öyle değil mi? Çünkü elinin kanaması değil önemli olan, parmağının yerinde duruyor olması. Çünkü beterin daha beterini düşünüp hep en büyük acıdan korkarak yaşamı kabul etmek gerekli. Ama. Evet ama o küçük yaralar bir gün senin yürümeye halin olmayacak duruma getiriyor. Bazen bir gün bin yıla bedel oluyor. Buyrun terazinin dengesini siz bulun.

 

Kimseye kanıtlayacak bir derdim yok. Kimseye anlatacak mecalim yok. Konuşmadan anlaşmanın mümkünsüzlüğü, konuşarak anlaşamamaktan hafif geliyor. Size bunu bir gün açıklarım. Nasılsın diyorlar pişkin bir yüzle, nasıl olduğumu size en güzel yalanla özetlemek gerekirse; iyiyim. Şimdi kaldığımız yerden devam edebiliriz. Biraz daha sağı solu tırmalar dünyanın hakimi olduğumuzu düşünürken başkalarını böcek gibi ezeriz. Sonra derdimize yanar, bir köşede bütün suçları başkasına yükler asla hatayı kendimizde aramayız, tıpkı hayatı kendimizde bulamadığımız gibi. O gün geldiğinde benden size bir şarkı çalacak radyoda. Barış abi söyleyecek şarkısının bir yerinde, arayıp bulmak sizin dilinizde.

 

Günlerin birbirini kovaladığı sonsuz bir boşlukta sallanıyorum. Ayaklarım yere değmiyor uzun süredir. Yediğim tırnaklarım, yolduğum saçlarım hepsi birer kanıt. Yerden göğe kadar bitmiş durumdayım. Filmlerde sekiz kurşun yese bile yere düşmeyen kahraman gibi, savaşın kaderini belirliyorum. Nihayetinde öleceğimi bile bile, tüm gücümle yürümeye devam ediyorum. Bu ayakları bana veren, bu kalbi taşımayacağını adı gibi biliyordu. Ama film bu ya, nihayetinde ayakta alkışlanıyorum. Her seye geç kalan canına yandığım, iki elini bir araya getirmeye de geç kalıyor.

 

Çıkmayan ses benim,

kapanmayan kapı,

düşmemek için dala tutunan yaprak,

ellerinizdeki çizgi; benim

 

Sekiz kere ölsem de bir canım daha var diyeceğim.

İki elinizi bir araya getirin,

gittiğim gibi geleceğim.

 

Yorumlarınızı duymak isteriz...