Paranoya

 

 

Bir parantez açıyorum. Sığmıyor cümleler. Saklayıp sevdiğim yalnızlığım, uğruna kimleri rezil ediyorum. Bir parantez açıyorum ve kapatmıyorum. Neredeyim ben?

Soruyu duyunca irkildi yanımdaki omuz. Dikkatli bakarsam yüzündeki çizgilerde binlerce kilometrelik acı görünüyordu. Soruyu yineledim, neredeyim ben?

Bu kez istifini bozmadı. -Nerede olduğunu sanıyorsan, oradasın dedi. Edebiyat yapacak zaman mıydı şimdi diyerek içimden küfür etmeye başladım. Sonra duvardaki tabelaya ilişti gözüm: ‘Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’

Oturduğum yerden kalkmak istedim. Ayaklarım sanki beni terk etmişlerdi. Ben istiyordum onlar hiç tepki vermiyordu. -Boşuna uğraşma bi’ yere göndermezler seni, dedi yanımdaki ses. Bağırmak istiyordum, bağırdım. Üç kişi geldi, kollarımdan tutup beni bir odaya götürdüler. Bir yandan bağırıyordum bir yandan sürükleniyordum. Sonra bir sızı hissettim, bir sıcaklık. Gözümü açtığımda bir yatakta kollarım bağlı yatıyordum. Buraya nasıl geldim ben sorusu zihnimi parçalıyordu adeta.

-Çok içiyorsun, yapma. Bir şey olmaz. Tüm iç organların bitmiş durumda, bir şey olmaz deme. Çok içiyorsun. Yapma.

Hatırlamıyor muydum yoksa hatırlamak mı istemiyordum? Bilmiyordum. Serum kolumu acıtıyordu. Sonradan fark ettim ki kolumdan başka hiçbir yerimi hissetmiyordum. Cebimdeki sigara paketini aradı ellerim. Yok. Hemşireye seslendim. On dakika öylece bekledim. Geldi, sigara lazım bana dedim. Doktora sormamız lazım dedi. Doktorun allah belasını versin, bana sigara lazım, dedim. Çıkardı cebinden sigara verdi, ama burada içemezsiniz diye de ekledi. Kendime gelmiştim. Bu iyi mi kötü mü bilmiyordum ama zorla da olsa doğruldum yataktan. Sanki ölmüşüm de ruhum beni bırakıp gitmiş gibiydi. Bok! Bahçeye çıkmak için üç kişiye yol sordum, biri ayakkabılarımı sen mi çaldın diye boğazıma yapıştı. Deliliğin sınırı bu muydu? Çalınan ayakkabılar. Çektiğim ilk nefesle başım döndü. Kaç saat, kaç gündür uyutuluyordum? Sormaya çekindiğim bir soru karşımda duruyordu. Siktir et dedim kendi kendime. Siktir et.

Yanıma beyaz önlüklü, gözlüklü bir adam geldi. Burada olmamanız gerekiyor dedi, tiz sesiyle. Yine bir küfür patlattım. Her yerde olmamam gerekiyor doktor dedim. Nasıl hissediyorsunuz diye soruyla devam etti. Sorulardan nefret ederim. -Niye buradayım? Neden? Ne oldu? Cevap yok. Deliriyorum diyeceğim ama sanırım zaten delirmişim, kendi kendime gülümsüyorum. Doktorun yüzünde tedirgin bir ifade beliriyor. İlaç saati geldi diye bir hemşire beliriyor yanımızda. -Çıkmak istiyorum, diyorum. Yine cevap yok. İlaçları uzatıyorlar, uzunca bir koridorda tek başıma yürüyor gibiyim, bir hışımla hepsini deviriyorum. Yine bir hengame.

-Sanırım sözümü dinlememek başına dert açtı. Bak içme demiştim sana. Bitmişsin işte. Dahası var mı? Gel gidelim hadi. Tut elimi.

Sıçrıyorum. Yine aynı oda. Yine aynı beyaz duvarlar. Neredeyim, kiminleyim diye düşünmeyi zorla bıraktırıyorlar. Bu doktor bana hiç inanmıyor. Hep yalan söylediğimi düşünüyor. Tanımadığım bir insana, hatırlamadığım hayatımı anlatmam nasıl mümkün olabilir diye düşünmekten yoruldum. Anlatamıyorum. Artık denemiyorum da. Birkaç arkadaş edindim. Yan odada bir adam sürekli bağırıyor, BIKTIM ULAN HEPİNİZDEN diye, her gece tam on ikide. O bağırdığında sigara içmeye çıkıyorum. Böyle gidersem yakında bırakırlarmış beni. Soru sormuyorum. Cevap aramıyorum. Kötü yemeklere de alıştım. Bunları neden yazıyorum bilmiyorum. Bir şekilde deli olmadığıma ikna ediyorum kendimi. Sanırım. Sanmak kötü bir şeymiş. Hafızamı kaybetmişim. Doktorun dediğine göre aşırı alkol ve madde tüketimi, beni bu hale getirmiş. Artık ben sormadan bir şeyleri söylüyor. Yatağa bağlamıyorlar bile beni. İnanabiliyor musun?

Duvara attığım çizikler bitti. Bugün çıkıyorum. Hayata yeniden başlamak için önce acıdan delirmek gerekiyormuş. Hatırlamayı reddetmemin sebebi de buymuş. Korku.

Bağırmak istiyorum. Adımı öğrendim ama kimseye söylemiyorum. Bir adım yok. Bir hayatım yok. Sıfırın altında bir yerde yaşam belirtisi gösterme telaşındayım.

-Gelmedin. Gelmeyeceksin. Bir daha hiçbir sevgiye inanamayacak kadar yitirdim seni. Özür dilerim.

Kabuslardan bıktım. Benimle kim konuşuyorsa onu bulmamam gerek. Aslında hatırlıyorum. Aslında hiçbir şeyi unutmadım. Ama bunu anlatmamın bir anlamı yok. Dinlemeyecek olduğunuzu bilmek beni mahvediyor. Bahçede otururken bunlar geçiyor aklımdan. Tabela yine gözüme ilişiyor ‘Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ kahkaha atarak adımlıyorum bahçeyi.

Delirmek, sevginin en gerçek hali.

-Uyanıyorum. Hepsi geçti diyen bir ses arıyorum. Yok. Kendime sarılıp uyumaya devam ediyorum.
Bunlar gerçek miydi?

Bir Cevap Yazın