OLMAK!

Karartılar vardır, keşifsiz… Göğün içinde, yerin içinde, suyun içinde ve insanın içinde. En tehlikelisi insandakidir. İnsanın içi karardı mı kolay kolay düzelmez. İnsanın içi karardı mı bir tamirat sürecinden geçmesi gerekir. İnsan karartıya düştü mü boğulur. Çünkü gece gibi kara bir örtü kaplar içini. Çünkü gece gibi kara bir peçe örtülür üzerine. Sanki ağ atılarak yakalanmış bir hayvan gibi can çekişmeye başlar. Kıvranır durur yerinde, bir zehir gibi işler vücuduna karanlık.  Kurtulabilmesi için delip geçmesi gerekir o kuytu karanlığı.

Ve insan düşman beller kendine, o karanlık denen kuruntu zannını. Evet zandan, düşten, düşünceden, kuruntudan, kederden; başka bir şey değildir o kuytu karanlık, o koyu gece hali. İnsan kendi düşünün esiri olmuştur geniş zamanda. İnsan kendi kederini hazırlamıştır yayvan bir kapta, şimdiki zamanda. İnsan kaderini yazmıştır duyulan geçmiş zamanda. İnsan ne çok şey yapmıştır kendine amansız zamanda. Kendi ölümünü seyretmiş, kendi cenazesine katılmış, tekrar ve tekrar kendini doğurmuştur. Hep bir oluşum halinde olmuş; ama en çok kendisi olmaya çalışmış, belki en çok da kendisi olamamıştır. Olsun demiş ve yoluna devam etmiştir, yılmadan fütursuzca. İnsana belki de en çok serserilik ve avarelik yakışmıştır amaçsızca.

İnsan küçük bir hesap girişiminde bulunmuş ve en büyük amacı kendisi olmakken; kendinden başkalarını çıkarmış sonucunda bir hiç görmüştür. Çözüm kümesi boş küme olan boşluğunu seyretmiş, hedef tahtasında sıfırı vurmuş, sınavlardan sıfır çekmiş, sıfıra sıfır elde var sıfır diyerek; amaçsız acılar çekmiş, açısız yamaçlardan kendini koy vermiştir. Koylar boy vermezken boyunu geçen sulara dalmış, dalgın kumlara yayılarak kararmaya çalışmıştır. İnsan kendini orada o kadar unutmuştur ki işte o karanlık sadece tenine değil ruhuna da işlemiş onu esir almıştır. İşte insan kendi döngüsünü yaratmış ve kendini geri dönüştürerek tekerrür eden yaşantılara gark olmuştur. Dart tahtasında üzerine yabani oklar salınmıştır ve yine kalbinden vurulmuşa döndürülmek için üzerine nişan alınmıştır. İnsan, zaten dönen dünyada kendi etrafında dönerek; ya dönmüş ya döndürülmüş ya da dönüştürülmüştür. İnsan buna izin vermiş, kendini bir deney makinesi haline getirmiş, başka insanların kendi üzerindeki uygulamalarını seyretmiş, iç çekerek sessizce beklemiştir.

Ve işte insan beklemiştir; bitmesini, başlamasını, son bulmasını, gelmesini, gitmesini, gülmesini. İnsan beklemiştir kendi nöbetini… İnsan sızmıştır kendi kabından. İnsan kaçmıştır kendinden ve insan yine kaçmıştır kendine. İnsan ne yaparsa yapsın hep kendine, kendisi için yapmıştır. İnsan ne olursa olsun kendisinden başka bir yere ulaşamamıştır.

İnsan mı?

İnsan hem çok şey olmuş hem de yok şey olmuştur!

İnsan içine baktı, kendini gördü.

Kendinden başka bir şey göremedi.

Bir Cevap Yazın