NOKTALI VİRGÜL

Sahi hangi coğrafyada kaybettin en son kendini?

Avuçlarını sıktı son defa. Tam bir haftadır hiç kımıldamadığı koltuktan kalkacak cesareti bulmuştu sonunda. Kurtulacaktı ondan. Kimse görmesin, kimse bilmesin istiyordu sadece. Güçsüzlük paylaşılırsa acizlik olurdu ya da sadece o öyle sanıyordu.

Dans edişinde çocukların kahkahaları saklıydı, hatırla..

Yeşil elbisesini giydi. Aynada muazzam kalçalarını izledi. “Gülümse!” dedi. “Kimse hissetmeyecek nasılsa yokluğunu?” Masadaki mektubu alırken ellerinin titrediğini fark etti. “Tetiği çekerken elin titreyecekse niyet etmeyeceksin o cinayete. Hadi güzelim, kendine gel!” Cebinde mektubu sımsıkı tutarak sokağa çıktı, yürümeye başladı. Cebindeki mektupla yakalanmak istemiyordu kimseye. Hızlı adımlarla attı kendini sahile ve derin bir nefes aldı.

İnsan ilk aşkını, ilk dostunu, ilk okulunu ve daha birçok şeyi hatırlıyor da attığı ilk adımı hatırlayamıyor. Ya da adım atarken düştüğü ilk anı. Hayat daha en başında hile yapıyor sanki aynı yerde yeniden düş diye.

Sahil her zamankinden daha kalabalık görünüyordu. Adımlarını hızlandırıyor ondan kurtulurken bunu kimse bilmesin istiyordu.

Eteklerinde dalgalanırdı şarkılar
Kirpiklerinde daha önce hiç görmediğim sokaklar

Evlerinde çayını demleyip oltalarını alıp sahile inen insanların rahatlığına sahip olmak istedi. Bu kadar zor olmamalıydı. Sonunda insanların biraz daha seyrek geçtiği bir yerde denize yaklaştı. Cebinden zarfı çıkardı. “Kaçmak mı? Evet, tabi ki kaçıyorum senden. İnsan giderken yük olmaz sevdiğine” dedi ve zarfı elinden istemsizce kaymışçasına bıraktı suya. Rüzgarı yüzünde hissetti. Mutlu muydu bilmiyordu ama biraz daha hafifti şimdi.

Kadın günlerdir kımıldamadığı koltukta yavaşça açtı gözlerini. Masada duran mektubu çekmecesine kaldırdı. Aynaya baktı, gülümsedi.

Şayet mutlak gerçek diye bir şey yoksa yazılan hiçbir şey hayal ürünü değildir.

Bir Cevap Yazın