Mutluluğun Kapısı

Ellerim titriyor. Kalbim sanki kendine yeni bir beden arıyor. Çıktı çıkacak yerinden. Kaburgalarım sarsılıyor. Daha çok bir depremi andırıyor bu olanlar. Sanki yıkılacağım. Sanki yerden beni toplamak zorunda kalacaklar. İnsan iyi şeylerin olacağına ne kadar az inanırsa, iyi şeyler karşısında o kadar savunmasız kalıyormuş. Her şeyin yıkılacağını hissettiren bu duygu, kötü olan ne varsa alıp gidecekti. Bilmiyordum. Bilmemek insanı korkutuyordu. Ama nasıl da tatlı, nasıl da cezbediyordu.

-Merhaba.

Bu cümle. Gözlerindeki gülüş. Anlatmaya cümle yeteceğini sanmıyordum. Öylece kalmıştım. Eyvahlar olsun ne yapacağımı bilmiyordum. Yangın alarmına basıp kaçan bir çocuk vardı sanki. Yangın sayılır diyordum kendi kendime. Yangın sayılır. Kendimi bir yerlerden bulup getiriyorum. Gölün kıyısında bir masada oturuyoruz karşılıklı. Merhaba nasılsın diyebiliyorum. Sonrasında tam bir geveze olacağımdan habersizce. Gülümseyişlerimden, sana dalıp gitmelerimden bir haber, merhaba nasılsın diyorum.

Her şey böyle başlıyor. Akreple yelkovan birbirini kovalıyor adeta. Zaman ilk kez düşmanlık etmeyi bırakıyor. Akıp gidiyor. Gülüşlerin arasında kaybolarak. Rüzgar saçlarımı dağıtıyor. Yer değiştiriyoruz. Konuşmayı bırakmadan. İçimde çocuklar uçurtma bayramında. Koşuyorlar oradan oraya. Kahkahaları bütün şehrimi yankılatıyor. Ürkek bir serçeye benzerken, bülbüle dönüyor dilimdeki fütursuz kelimeler. İki çay bir kahve. Doyumsuz sohbetin menüsünde bunlar var. Zamanın düşmanlık etmeyi bıraktığını söylemiştim. Yanılmışım. Bu kadar hızlı geçmesi de düşmanlıkmış. Yanılmışım. Bunu gitme vaktinin geldiğini anlatan güneşin usulca battığı çizgiden anlamıştım.

Nasıl ayrılacağız şimdi? Tokalaşsam sadece? Yok. Öylece yürüyüp gitsem. Yok. Derken birden o elini uzatmıştı. Tokalaşırken birden sarılmıştık.  Dünyanın bu anda durması gerek dedim içimden. İlk kez huzurla tanışan biri olarak dünyanın durması gerektiğine inanmıştım. Tabi ki durmadı. Ama benim dünyam o an’da durdu kaldı. Kırk yıllık beton çayır çimen şimdi diyen şaire selam olsun. Bunun daha güzel bir ifadesi yok.

Gülümsememe engel olamadan yürüyordum. Sokakta yanından geçen insanlara haykırmak istiyordum.Onu buldum. O’nu buldum demek istiyordum. ‘Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı’ işte bunun tam tersini yaşıyordum. Susmak değil konuşmak, bilmek değil bilmemek, herkese ondan bahsetmek istiyordum.

Nerede olduğumu bilmiyordum. Bu kapının önüne nasıl geldim. Kapıyı kim açacak. Hiçbir şeyi bilmiyordum. Titreyen ayaklarım. Kuruyan nefesim. Her hücrem senin gelişine hazırlanıyormuş da haberim yokmuş. Teslimiyetin böylesi. Hiçbir kitapta yazmayan benim nahif yenilgim. İyi şeylerin bekletmeden birden olacağına inandıran Oğuz abi, sana nasıl teşekkür ederim bilmiyorum. Sana inanmadığım için özür dilemem gerek aslına bakarsan. Zaman kendini kovalamaya başlamıştı. Ve ben, bir daha ne zaman görürüm diye düşünürken bulmuştum kendimi.

Her şey böyle başlamıştı. Sıcak bir yaz gününde, güneşin değil gülüşünün yaktığı bir yerde. ‘İşte elagözlüm, sırılsıklam

Boğazıma kadar aşka batmışım’ dizelerine selam durup, aşka teslim oluyorum.

 

Bir Temmuz günü.

Tam kalbimden vuruluyorum.

Bu kapıdan,

senin gözlerin,

senin ellerin,

senin gülüşün tarafından,

eve alınıyorum.

 

Evine hoş geldin.

Ne eksikse tamamlıyorum.

Biliyorsun,

Seni seviyorum.

Bir Cevap Yazın