Merak Üzerine

 

Merak…Her şey merakla başladı. İçten içe bizi dürten, harekete geçiren, böylece düşünmeye ve araştırmaya teşvik eden bu güçlü duygu olmasaydı ne bilim bu kadar ilerler ne de insan ilişkilerimiz bu kadar gelişirdi.  Hiç merak ettiniz mi öğrenmenin anahtarı olan merak, insanoğlunun evriminde nasıl bir rol oynuyor?

Pek övündüğümüz, bizi diğer canlılardan ayıran zekamız meraksız harekete geçemezdi. Mesela Leonardo Da Vinci, Marie Curie, ya da Einstein gibi birçok dehanın ortak özelliğine baktığımızda karşımıza çok çalışmanın dışında tabi ki merak duygusu ortaya çıkıyor.

Merak, bilimsel açıdan uzmanlar tarafından, iki farklı yapının birleşimi olarak (duyuşsal- bilişsel merak, algısal-epistemik merak) olarak açıklanıyor. Epistemik merak aslında bize öğrenme isteğini veren merak türüdür yani entelektüel ilgiyi teşvik eder. Basitçe, şarkı sözlerini ezberleten, yemek yapmayı öğreten, puzzle tamamlatandır.

Aslında her insan meraklı doğar ama maalesef çok azımız bu duyguyu geliştirir. Oysa merakını koruyanlar daha başarılı ve yaratıcı olma eğilimi gösterirler. Epistemik merak düzenli egzersiz yapılmadığında körelen zihinsel bir kastır. Yani sürekli geliştirilmesi gereken bir alışkanlıktır. Bunu geliştirmenin en iyi yollarından biri kitap okumak ve yaratıcı yazma etkinliğidir. Sanatla, doğayla ve çocuklarla iç içe olmaktır. Çünkü çocuklar bizim aksimize sorular sormaya ve merak etmeye devam ederler.

 

Hayata doymak bilmez bir merakla yaklaş ve kesintisiz öğrenmek için sürekli arayış içinde ol diyen Leonardo Da Vinci o kadar meraklıydı ki dudağı hareket ettiren kasları görmek için kadavraların derisini yüzdü ve Mona Lisa`nın meşhur gülüşünü yarattı. Merakınızın peşinden gidin derken kastettiğim böyle bir şey değil elbette 🙂 Sonuç olarak, tüm bu dehaların hayatına baktığımızda merakın ne kadar tetikleyici bir güç olduğunu anlıyorsunuzdur.

 

Merakımızı sakladığımız yerden çıkartmak için de hiçbir zaman geç değil üstelik. Biraz motivasyona ihtiyacınız varsa söyleyeyim, Darwin türlerin kökeni kitabını yazarak evrimi anlattığında 50, Leonardo Latince öğrendiğinde ve Bukowski yazarlığa başladığında 40, Nobel kimya ödülünü aldığında ise Aziz Sancar 69 yaşındaydı.

 

Ülkemizde merak ve sorgulama çok teşvik edilmeyen bir şeyken merak felsefesi üzerine ders veren Prof. Dr. İlhan İnan’a göre, Merakın; hayret, hayranlık ve kafa karışıklığından hatta salt ilgi duymaktan farklı bir özelliği var. Ancak merakımız yeteri kadar güçlüyse bilim, felsefe ve teknoloji üretiriz. Buradan en temel kültürün, merak olduğunu varsayarız. Kendisi bu vizyonla merak üzerine herhangi bir dilde yazılmış tek felsefi kitap olan “Merakın Felsefesi” eserini bizlere kazandırmıştır.

Hiçbir özel yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım diyen Albert Einstein’a kulak vermeyecek miyiz? Bir kuşun neden 2 kanadı var diye sormadan belki bir ömür geçer. Her gün altında yaşadığımız göğe kaldırıp başımızı bakmadan, bir bulut nasıl oluşur acaba diye sormadan. Ancak içinde bulunduğumuz doğayı, insanları hatta kendimizi tanımadan bir ömrü geçer mi?

Önce içine dönüp, kendini meraka yöneltmekle başlayabilirsin. Beni ne mutlu eder? Neye sevinir neye üzülürüm yalnızken ne yaparım? Vaktimi genelde nasıl harcarım? Hangi işi yapsam mutlu olurum? Nasıl daha iyi bir yaşam sürebilirim?.. Belki gök neden mavi bilmesen olur ama en azından içindeki rengi bilmeden olmaz.

Son olarak sevgili okur, başta içimizde sonra evrende keşfedeceğimiz bir sürü şey bizi beklerken bırak merak duygunu “stalk” yaparak harcamayı, kim nerede ne giymiş ne yapmışlar ancak zaman kaybettirir sana. Marie Curie’nin dediği gibi insanlar konusunda daha az, fikirler konusunda daha çok meraklı ol.

Bu bilinçle, çocuklarımızın merakını öldürmediğimiz bir eğitim yılı dileyelim.

 

Sevgiyle

1 Yorum

  1. Gerçekten alışılmışın dışında!
    Okurken acaba devamı nasıl diye merak uyandırdığı bir yazı olmuş.Emeğinize sağlık

Yorumlarınızı duymak isteriz...