Makas Arası

 

Bi süredir içmediği sigarasının külü bir yılan gibi kıvrılmış her an düşecek olmanın tedirginliğiyle kalakalmıştı. Beyaz dumanı ise makas sesleri ve TRT Radyosu’ndan gelen nağmelerle birleşerek dükkanın ahşap zeminine yavaşça siniyordu… Bi an duraladı… Sigarayı hızla söndürdü. Kül siyahlı beyazlı tüylerin arasına karıştı… Rahatsız edici bir şekilde gıcırdayan zeminde iki adım atıp dolabına vardı. Çay bardağına yarıdan fazla cin doldurdu. Üzerini de suyla tamamlayıp tadını almadan direkt boğazına gönderdi…Boğazında göğsünde oluşan yanma hissi hoşuna gidiyordu. “Meret geçtiği yerde mikrop bırakmadı” diye söylendi içinden…

Kimi Seynağ (Hüseyin Ağa) derdi ona kimisi de Karabüklü. Gençliğinde Karabük’ e demir-çelik fabrikalarında çalışmaya gitmiş, şartlar el vermeyip geri dönünce de bu lakap takılmıştı kendisine. O da bundan gocunmayıp açtığı berber dükkanına Karabüklü ismini vermeyi uygun görmüştü…

Son zamanlarda kendi yaşıtları dışında müşterisi yoktu. Açıkçası o da gençlerin ‘tuhaf’ isteklerini karşılamaya pek niyetli değildi…Ruh halleri değişkenlik gösteriyordu son günlerde.Eski coşkunluğunu aradığı zamanlar da oluyordu, bi köşede sessizce oturmak istediği zamanlarda…Aynı esnada geçip giden ve gelecek olan senelerin manasını bulmaya çalışıyordu… Bazı günler makasının çabukluğu gibi hızlıca geçip giderken, bazı günler ise aynı makasın keskinliği kadar zor geçiyordu artık… Tekrar müşteri koltuğunun arkasındaydı şimdi Karabüklü. Bi kaç nefes çektiği sigarasının külü yine kıvrılmaya başlamıştı. Müşteri koltuğunda Ali Namık oturuyordu. Kulağında ve boğazında garip cihazlar vardı Ali Namık ‘ın. Ses tellerindeki bi sorundan dolayı cihaz yardımıyla konuşuyordu. Çok zor anlaşılıyordu söyledikleri ve genelde cızırtı halinde dalgalanıyordu sesler… Bi an yine duraladı Karabüklü… Radyoda Müzeyyen Senar ‘Ömrümüzün son demi’ ni söylüyordu… Aynadaki aksine baktı. Yüzündeki gittikçe artan çizgilere, bangodaki at kuyruğundan fırçalarına, ustura jiletlerine ve koltuğundan merakla kendisine bakan Ali Namık’ a baktı. Dünyasına baktı bi süre…Sonra kimseyi ve hiçbir şeyi görmediği uzak bi noktaya daldı…On yıl önce kollarında son nefesini veren eşini düşündü… Yalnızlığını derinden hissetti. Eskiden eve girer girmez kovaladığı kedilerin şimdi yollarını gözler durumdaydı…

— Tıppısstz ? (ne oldu?) diyerek onu daldığı yerden çıkardı Ali Namık.
Karabüklü bu kez aynada direkt kendisine bakarak :

—- ‘Heeey gidi yalancı dünya heyy’… diye sayıkladı neredeyse her gün yaptığı gibi…

—- Neler olmadı ki be Ali Efendi… Dedi sonra cevaben… Ama uzun uzadıya anlatmaya da üşendi.
Zihninde bi anda güzel bi anı belirirken emektar makası Ali Namık ‘ın seyrek saçlarının arasında bi şekilde kendi yolunu buluyordu… Bundan yaklaşık yirmi yıl önce iki oğlundan küçüğü olan Cemal, gazete kağıdıyla dükkanın camlarını silerken, yarısı ıslanmış gazete kağıdında askeri okulların belli bi tarihte öğrenci alımı yapacağını açıklayan bi ilanla karşılaşıyor. Ve babasına ilanı gösterip, “Buraya gitmeyi çok istiyorum, beni götürür müsün baba?” diye soruyor. Karabüklü hiç ikiletmeden “Madem istiyorsun götürürüm tabi oğlum” cevabını veriyor. Ve meşakatlı bir sürecin sonunda oğlunu askeri okula yerleştiriyor…

Bu güzel anıyı neredeyse yeniden yaşar gibi olup dünyasına geri dönüyor Karabüklü… Yine uzayan kül, yine dökülen siyahlı beyazlı saçlar ama bu kez radyoda neşeli bi türkü… Makasını bırakıp dolabına doğru yönelirken gıcırdayan zemin onu hiç rahatsız etmiyor. Yine yarıdan fazla cini suyla tamamlıyor ama bu kez tadını alarak içiyor…

—- Stpısstsz!( Unuttun beni yine!) diyerek tebessüm ediyor Ali Namık.

Karabüklü koltuğunun arkasına geçiyor ve radyoda “Sen hep beni mazideki halimle tanırsın” adlı eser çalmaktayken -bu kez hem gülümseyerek hem de biraz hüzünle- aynada kendisine bakarak tekrarlıyor:
—- Heeyy gidi yalancı dünya heyy!…

2 Yorum

  1. Çok net hatırlıyorum o karabüklü yazısını ama en son ne zaman gördüm hatırlamıyorum. Yıllar geçti ama sanki geçmemiş gibi. Belki de yılların geçmediği hissini veren bu yazıdır. Eline sağlık kuzen.

    1. Sağol kuzen 🙂 Çocukken sessiz sedasız oturduğum o dükkanın atmosferi içime işlemiş demekki. Eskiyi düşününce bizim için güzel bi anı oldu şimdi oralar…

Bir Cevap Yazın