Laf Lafı Açar

 

 

Insanlar, Kadın, Kız, Giyim, Göz

Bir takımı fanatik bir şekilde benimsediğimde küçüktüm, insanlara güvendiğimde ise koca bir aptaldım. Kitap okuduğumda ise her zaman okyanus gibi hissetmişimdir. Mutluluğun ana kaynağı ego tatmini mutsuzluğun ise başlı başına egoizmin düş hali. Yürüdüm uzun sokaklarca gölgem de benimleydi. Peki şu üç kuruşluk dünyada gölgeniz kadar kimler sizinleydi?

Hani geceler karaya? Peki insanın beyninin dehlizleri?

Koskoca  kuyuyu görmeden içine düşer insan. Derin bir nefes sonra yorulur insan. Gök mavi ilerledim kıyı boyu martılar pek konuşkan, rastladım bir kahveciye içtim bir acı kahve. Sahi şimdiki zamanda kahvelerin kırk yıl hatrı da yok! Çıkardım defteri karaladım bir şeyler kusura bakmayın bende pek yetenek de yok! Geri kapattım. Balık tutmayı bende düşündüm ama gerçek dünyayı görünce boğuluyor narin balık, kesiliyor nefesi bırakalım denizde yutsun güzellikleri…

Çıktım tepelere soluğum kesilene kadar aslında dizlerimi de sağlamlaştırmıştım ama kesilince tam kesiliyor insanın soluğu belki bu tepeler zihinseldir ondandır yetmediği nefesin. Vakitsiz atlıyorum çoğu şeye bende hani şu avını pür dikkat takip edip en uygun anı bulup diliyle hüp diye çekiveren hayvanın sabrı bile yok. Eee kolay değil yedi aylık olmak!

Yeni kalemler aldım geçen hepsi rengarenk yalnız kağıt istemedi beyaz seviyormuş o. Renk ona göre değilmiş. Sinirlendim kağıdı attım köşeye. Renk nasıl sevilmez? Hele de yeşil, mavi! Elimden gelse dünyayı bu iki renge boyarım silerim siyah ve griyi neymiş canım o gökdelenler? Kasvetli binalar insanlar ah o insanlar…

Yalvarırım dikmeyin bina artık göremiyorum gökyüzünü!

Hani tek sığınaktıya gökyüzü sığınağıma bile siyah iliştiriyorsunuz! Sanmayın geceyi sevmem gece, sessizlik ve huzurdur. Belki bir Ahmet Haşim değilim ama bizde gece dostuyuzdur. Bazen susuyorum gelmiyor içimden konuşmak, istemiyor göz görmeyi tek bir nesne dahi. İşitmiyor kulak bir hişt hişt sesi bile. Ben içeri düştüğümden beri diye sesleniyor şair. Esiyor hafif bir rüzgar içeri. Kokuyor papatyalar. Ah şu papatya falları diyor şarkıyı söyleyen. Nerde diyorum ojelerim nerde altın sarısı simli olan? Kuyruğa girmeyi sevmiyorum. Kalabalıkları hiç sevmiyorum. Kimse kendini kandırmasın insan daima yalnızdır. Göz göze geliyoruz Leon ile bir insanı sevmeyi bilmeyen memleketi sevmeyi nereden bilecek? Diyor haklı. Çok kötüsünüz diyorum siz hayvan dahi sevmiyorsunuz kurbağalar bile tatlıdır! Hayır prens istemiyorum masallar uydurmadır! Ateş yakalım en parlağından, oturalım etrafına ateş bizi ısıtırken kendini yakıp bitiriyor ne acı değil mi? Düşünmüyor mu bu insan hiç? Hep mi böyle bu et parçaları? Neden gidiyoruz böyle tren mi çıktı raydan? Kondüktör amca gel çabuk gel de indir şu biletsizleri!

Hayır trene binmekten korkmuyorum! Sus Nazan Öncel  geceler kara tren değil! Etrafım hep saman kağıdı bakmayın öyle durduklarına onların da var bir havaları(!) Havalarda soğudu hani çıkartmalı kukuletayı. Azıcık ilerde resim yapıyordu amca gizlice onu izledim gözleri parlıyordu. ‘’ Doğrudan doğruya ciğerimden çıkmış bir şeyler var bu resimlerde.’’ Diyordu. Kulağını kaşıdı sonra. Açtım müziği come lets watch the rain as its falling down diyordu kadifemsi bir ses. Sahi Hakan Günday ne adam diye geçirdim içimden üstüme gelen arabayı görünce. Fısıldadım: ‘’ İnsanın kullandığı ilk araç yine insandır.’’ Bağırdı şoför bastı çok sesli kornasına  kulaklığımın tekini çıkardım. Sordum ilk kullandığı aracı. Anlı şanlı bir Murat’mış. Az ileride yalın ayak bir çocuk gördüm demek kimse kışına yorgan olmamış. Yanılmışsın baba deyiverdim çok konuşurum ben kendim ile. Önümdeki su birikintisinin içine yüzüstü düşmek istedim. Agah beyinde selamı var evet millet! Sarı yağmurluğum yok Jonas da değilim ama 2021’den gelebilirim…

Gemi olur denizde severim. Kaptan Zweig olsun ama tek istediğim bu. Ölürken de time is running out çalsın. Dünya bu kadar işte diyeyim. En çok sektum sempra laneti yapmak isterim. Aramasın kimse sormasınlar beni adımı dahi unutun ama maviliklerde kaybedin beni, sarılıklara sürün beni umudunda mümkün olduğunu gösteren idealar alemi kahramanlarına verin beni. Gülümsetin usulca özgürlük en önemli hazineymiş deyin. Yine de fikirlere emanet edin beni.

Şimşekler şiddetli peki ya fırtınalar? Yönümüz çoğu zaman kaybolsa da denge her zaman var! Parçalandım ve her bir parçamı ayrı yere bıraktım diyor ya şarkı!

Gün gelir soluk tükenir. 100 metre engelli koşu tökezletir ama güneş ısrar ile her gün doğar! Söyleyin unutmasın Cioran yeislerinde ponçik severliği var!

 

Yorumlarınızı duymak isteriz...