Kırmızı

Bir labirentte koşmaya benziyor. Sağı solu belli değil. Koştukça daha çok kurtulmak istiyorsun. Koştukça daha çok arıyor gözün çıkışı. Tam ensende bir nefes hissediyorsun. Hissettiğin nefes sanki canını alacak. Korkuyorsun. 

Zihninde kurduğu cümlelerle buraya kadar gelebilmişti. Ne okuyabiliyor ne de kelimeleri kağıtla barıştırabiliyordu. Her gün oturduğu kafede bugün kimse yoktu. Bu sessizlik canını sıkmaya başlamıştı. Kalabalıkların arasında en iyi saklandığını düşünen biri için, bu sessizlik can sıkmanın çok daha ötesine ulaşıyordu. Yalnızlığının savunmasız kalması onu yerle bir etmek üzereydi. İnsan inandıkları kadardır, dedi kendi kendine. Bir sigara yakıp masadan kalktı. Sokaklarda anlamsızca yürümesi gerekti. Ona göre yürümek her şeyi çözerdi. Yürüyerek kendini bir yol kenarına bırakabilir, yürüyerek kendinden uzaklaşabilirdi. Bir filmde geçen sağ ayağımın sol ayağıma güveni kalmadı cümlesini anımsadığında adımları güçsüzleşti. Bu kez yürümek de çözmeyecek beni diye iç geçirdi. 

Bir kapının önünde beklemeye benziyor. Kapının ziline elin gidiyor. Ama bi’ türlü dokunamıyorsun. Kapı kendiliğinden açılır diye de korkuyorsun. Yine de bir kapının önünde bekliyorsun. Sırf beklemedi demesinler diye. O kapı açılmalı mı açılmamalı mı kendin bile emin değilsin. Hava kararıyor. Güneş doğuyor. Ellerin ceplerinden taşıyor. 

Hikayenin bir devamı olmalı dedi. Hikayenin sonundan nasıl devam edeceğini kendine izah edemedi. Gökyüzünden yıldızları toplasa daha az yorulurdu yüreği. Neyi feda edeceğine karar veremediğinde ilk kendini mi harcar insan? Bileklerindeki uyuşukluk bu yüzden miydi, göğsünü yurt belleyen ağrı bu yüzden miydi? Zinciri atan bisiklet gibi. Ne işe yaradığı belli ama kimsenin onu düzeltmeye niyeti yok. Öylece duruyor eski evin balkonunda. Öylece durmak da bir sanattır aslına bakarsanız. Öylece dururken yıkılan ağaçları anlarsınız. Rüzgara yenilmeyi, yaprakla bir olmayı anlarsınız. Kendinden olanı koruyamadığın yetmezmiş gibi nasıl onun gibi yanacağını öğretirler sana. Ve en güzel öylece dururken yenilir de farkına varmazsınız. 

Bir kafilede en arkada kalmış gibi. Nefesi yok. Düşse kalsa fark edeni yok. Sigara biteli yıllar oldu. Cepleri taşalı aylar. Yolunu şaşıralı saatler. İnandıklarını bir çöp poşetine sığdırıp fırlatalı dakikalar. Mutfakta doğradığı domateslerle aynı kırmızıyı paylaşalı saniyeler. 

Okun yaydan çıkmasına aşinayız,

Bu kez 

ok yaydan bıktı,

yetişecek bir meseleniz,

gidecek bir eviniz kalmadığında,

biriniz bu acı sonu hepimiz yerine izah edersiniz. 

Bir Cevap Yazın