KIRIK TOPUK

Geceleyin ıssız metro istasyonlarında beklerken bir ben mi böyle tedirgin oluyorum? Ayakkabımın topuğu da kırılmış vaziyette, neredeyse on dakikadır öylece bekliyorum… Metronun ilk ışığının görüleceği karanlığa doğru bakarak düşünmekteyim. Evka 3 peronunda oturan kirli sakallı adam da herhalde beş dakikadır üzerime diktiği bakışlarını halen çekmiş değil. Işıkların içerisinde gezinen toz zerrecikleri gibi üstüme siniyor yapış yapış bakışları. Birdenbire kendi kendime konuştuğumu fark ettim. Bizim milletin huyudur, yalnız başına ağlayan birini görünce içleri sızlar; ” Ah zavallı, kim bilir ne büyük derdi var” derler. Ama yalnız başına güleni görseler “Deli” , konuşanı görseler “Zır deli” diyerek ayıplarlar. Şu an hararetle kendimle konuşmakta olan bana “Gece vakti aranıyor” klişesini de layık görebilirler elbette…Kendime de anlatamazsam kime anlatmalıydım peki dertlerimi? Hemcinslerim bile yargılamıyorlar mıydı beni, toplum tarafından gözlerinin derinliğine yerleştirilmiş namus mahkemelerinde…

Niçin burada bekliyordum gece yarısı? Şirkete daha fazla değer kattığım halde bana erkeklerden daha az maaş ödemeyi tercih eden patronum şirket içinde düzenlenen başarı kutlamamız sonrası”Seni evine bırakayım” dememiş miydi halbuki? Ama tavırları, bakışları beni ikilemde bırakmış, geri adım atmama sebep olmuştu. Ondan hoşlandığım halde teklifini reddedip en yakın metro istasyonuna kadar yürümüştüm… İçtiğim iki kadeh şarabın mayhoşluğu ve yaşadığım ikilemin yarattığı gerginlikle metro girişindeki yürüyen merdivene binerken kırmıştım topuğumu. Yürümekten canı çıkmış topuğumun intiharı mıydı bu?…

Kendi kendime bayağı yüksek sesle konuştuğumu fark ettim tekrar. Karşı perondaki adama rahatlıkla ulaşmıştı sesim. Şimdi üzerimdeki bakışlarını aşağılama, alaycılık ve “seni bir elime geçirsem” sapkınlığının toplamı olarak tarif edebilirdim. Bu bakışlar beni öylesine sarstı ki var gücümle bağırdım karşıya :”Ne bakıyorsun ulan!!..” Aynı tiksindirici bakışlar bu kez sarı, sivri dişlerini açığa çıkarıp gülerek, kayıtsızca üzerimde gezinmeye devam ediyordu. Ve bende hırsla gözlerimi bir an olsun ayırmadan o varlık sebebini anlayamadığım gözlerin içine içine bakıyordum… İşte o anda Evka 3 metrosu gelip adamın bana çarpan bakışlarının içinden geçiverdi ve o et yığınını da kendisine katarak karanlıkta kayboldu…

Yan tarafımda 15-16 yaşlarında parlak yüzlü bir çocuğun bana gülümsediğini gördüm başımı çevirince. Gülüşü masumcaydı ve bende ona gülümsedim. Sonra karanlığın içinde bizim metronun ışığını gördüm… Çocuk kapı açılınca bana öncelik verdi. Teşekkür ettim… Metromuz yoluna devam ediyordu. Peki ben ve kırık topuğum nereye gidiyorduk… Parlak yüzlü çocuk sesli gülmüştü bu sefer çünkü yine kendi kendime konuşmuştum yüksek sesle. Bende güldüm bunun üzerine. Evet evet… Bizim millet haklıydı galiba. Deliydim ben. Hem de zır deliydim…

2 Yorum

Bir Cevap Yazın