Kapitalist-Materyalist Düzende İnsanın Yalnızlığı ve Pasif Direnişin Aktif Doğası/Katip Bartleby Üzerine

Katip Bartleby, Herman Melville’in 1853’te basılmış kısa öyküsü, alt başlığıyla “Bir Wall Street Hikayesi”. Evet evet hani şu meşhur Moby Dick’in yazarından.

Hikayemiz Wall Street’te bir avukatlık ofisinde geçiyor ve anlatıcı da avukatın kendisi. Avukatımızın karakterleri kitapta uzun uzun betimlenmiş üç katibi var; lakin bir gün yoğunluktan dolayı bir katip daha alıyor işe. İşte bu kişi Katip Bartleby. Başlarda sadece kendi görev tanımındaki işleri yapan, yani yazıları kopya eden, ve bunun dışında verilen hiç bir görevi yapmayan Katip Bartleby bir zaman sonra bunları yapmayı da bırakıyor. Bartleby işleri yapmayı şu cümle ile reddediyor: “Yapmamayı tercih ederim.” Elbette ki bu davranışıyla avukatı şoka uğratıyor ama nedense bir türlü kovamıyor onu avukatımız. Ve olaylar gelişiyor. Heyecan ve acaba ne olacak bu işin sonu böyle duygusu veriyor, nitekim hikayenin sonu çok da tatmin edici bir netlik ile bitmiyor, süreğen bir “peki ne olacak şimdi” ile bırakıyor insanı.

Yoksa bu noktada aslında hikaye bize mi dönüyor ya da insanın kendi zorunluluklarına katlanma durumuna mı bir ışık tutuyor?

Hikaye aslında semboller ve göndermeler ile bezeli ve bu anlamda çok güçlü, ki bu da bize aslında kültürel ve düşünsel arka planının da o denli güçlü olduğunu gösteriyor. Bu arka planda elbette toplumun kapitalist dinamiklerinin birey insanı giderek daha izole hale getirmesi, sınıflar arası uçurumun giderek büyüyor oluşu, pasif direnişin aktif doğası gibi temalar yer alıyor. Bu sorunların her birinin uç uca eklenmiş birbirinden ayrı düşürülemez durumlar olduğu da aşikar.

İşte bu gibi temaları işlerken Melville’in hikayeye ördüğü sembollerden en önemlisi ‘duvar’-ne de olsa bu bir Wall Street hikayesi. Duvara bakan, duvar gibi ve bu duvarların arasında insan kalabilmek için hakikaten de duvarlara karşıt başka bir ‘duvar’ olması gerekiyor insanın. Tıpkı Bartleby’nin yaptığı gibi, başka türden bir duvar. Duvar imgesini öykünün alt başlığı ile görmeye başlayıp, son sayfaya kadar da görmeye devam ediyoruz. Duvarlar insanla insan arasına örülüyor; Bartleby ile Avukat’ın arasına somut anlamda örüldüğü gibi. Başka bir şekilde duvar imgesi iş dünyasında insanların birbirinden “gerçek” anlamda kopukluğunu duvarları seyretmeleri şeklinde anlatılmış. Ayrıca bana kalırsa, Bartleby’nin duvarı izlemesi de yapılacak her iş ve zorunluluğun altının boşluğuna bir gönderme, iş dünyasında yaşanan stres ve kaygıların yapaylığına…

Hikayenin sonuna geldiğimizde -ne olduğunu söylemeyeceğim- Bartleby’i genişçe bir alanda, aslında kalabalık olması gereken bir alanda yapayalnız görüyoruz; kapitalist ve materyalist bir düzende insan geniş alanlara ve kalabalıklara sahip olabilir, ama yalnızdır.

Sivil itaatsizlik ve pasif direniş kavramları esasında burada bahsedemeyeceğim kadar kapsamlı. Kısaca, şiddet içermeden otorite figürüne direnme yöntemleridir, ve aslında tarihte çok önemli örnekleri de mevcut. Peki ya pasif direniş nasıl olur da aktif bir doğaya sahip olabilir başlıkta geçtiği gibi? İnsanın en değişmesi gereken koşullarını değiştirerek; içsel durumunu, bakışını ve en nihayette olduğu kişiyi. Yani en azından gözlemim odur ki birey bazında uygulandığında değiştirmek istediğimiz durumlara çözüm ararken en çok da insanın kendisini değiştirerek, bunu mümkün kılarak.

Katip Bartleby’i okumanızı şiddetle tavsiye etmek isterdim ama pasif direniş şiddet içermez. O zaman nazikçe önereyim en çok da içinde bir başka iç barındıranlara ve içi kıpır kıpırlara. Lakin pek tabii yapmamayı tercih de edebilirsiniz.

Yorumlarınızı duymak isteriz...