GEAR WHEEL SPORTS

Üzerimde bir gölge; odanın karanlığından kara, insanda varlığıyla dahi ağır baskı yaratan içi boş ruhlardan bile boğucu. Terliyorum… Bağırmak, çığlık atmak isterken; ses tellerime hükmedip, değil bir hece ya da harf, herhangi bir anlamsız ses çıkaramıyorum dişlerimin arasından. Vücudumun ise hiçbir zerresini onun kilitli sarmalından kurtaramıyorum. Ölçülemez bir zaman zarfında bu görünmez kolların kıskacında kaldıktan sonra uyanıyorum ya da uyandığımı sanıyorum. Böyle gecelerde gerçekle kâbus birbirine karışarak bulanıklaşıyor… Ama bir anda sağ baldırımda oluşan feci kasılmayla birlikte kesin olarak uyanık olduğumu anlıyorum. Yaklaşık bir dakika sancısına katlandıktan sonra sağ baldırım ve ben yavaş yavaş normale dönüyoruz.

Yatakta doğrulmuş bu karabasan kâbuslarından kurtulmak için mekân değiştirmenin de işe yaramadığı üzerine düşünürken, Tuna benim uyuduğumu düşünerek en sessiz halini takınıp işe gitmek için evden çıkıyor. Dün gece beraber müzik yapmıştık eski günlerdeki gibi… Sokakta çaldığımız günlerin etkisini biraz olsun hissedebilmiştim. Grubumuzun bateristiydi o zamanlar. Şimdi ise tekdüze ritmin içinde mücadele veren bir tapu-kadastro memuru…
Biraz hava almak için balkona çıkıyorum. Sert bir rüzgar var. Kül tablalarından taşan izmaritleri devirip, boş bira şişelerinde kendine has ıslığıyla melodiler oluşturuyor. Duyduğum ezgi birkaç kez tekrar eder gibi olunca unutmadan notaya dökmek için tekrar içeri giriyorum. Ama o anda unutmuş olduğum başka bir şey aklıma geliyor. Saate bakıyorum. Hızla giyiniyorum. Bir yandan etrafı topluyorum. Bir taraftan gözüm hep saatte…
En sonunda dışarıdayım. Tuna’nın evinin etrafı iş merkezleriyle dolu. Bu yüzden ben bu saatte metroya doğru yürürken ters taraftan takım elbiseleri ve çantalarıyla asık suratlı adamlar; şık giyimli ve aşırı özgüvenle bakan gözlerinin çevresini rimelle bir kat daha çizmiş kadınlar üzerime üzerime geliyorlar. Sırtımdaki gitarıma, omuzlarıma çarparak ve “Sen neden ters tarafa gidiyorsun?” diye soran bakışlarla yanımdan süratle geçiyorlar.
Neyse ki rüzgar da benimle birlikte onlara mukavemet gösteriyor. Rüzgar demişken… Ezgisi hala aklımda. Unutmamak için metroya girinceye kadar ıslık çalarak yürüyorum.

Alsancak’tayım. En meşhur caddesine girerken uluslararası yardım kuruluşları için çalışan üniversiteliler bir dakikam olup olmadığını soruyorlar. Acelem olduğunu söyleyince artık bazıları bana aşina olduğu için nereye gittiğimi soruyorlar. “İş görüşmesine” diye cevap veriyorum. Gülümseyerek başarılar diliyorlar. Sol taraftaki her zaman ki yerinde sokağın en bilindik simgelerinden ‘Zarife Ana’ başörtüsünün üzerindeki kraliçe tacı ve önünde sattığı kolyeler, bileklikler olduğu halde kıblenin tersi yönünde namaz kılmakta. Sağ tarafta ise bir kez sohbet edebildiğim bir pantomim sanatçısı var. Kısa sürede anladığım kadarıyla özgürlük duygusunu anlatan bir gösteri sunuyor. Hemen yakınında da 6-7 yaşlarında Suriyeli çocuklar boya kovalarıyla ritim tutmayı öğrenmeye çalışıyorlar. Aklımdan Tuna’nın bu çocuklara ritim tutmayı öğrettiği bir sahne görünüp kayboluyor. Bu arada melodiyi unutmamak için Zeze’nin içinden şarkı söylemesi gibi bende içimden ıslık çalmaya devam ederek hızla yürüyorum.

—- İlker Bey neden Gear Wheel Sports?

“Kendinizi on yıl sonra nerede görüyorsunuz” sorusundan sonraki en mide bulandırıcı soruyla karşı karşıya gelmiştim. Soruyu soran Buket Hanım’ın hemen bilgisayarının sol tarafında kızıyla çekilmiş olduğu resme baktım. O resimdeki samimi gülüşüyle şimdi yüzüme bakarken ki tebessümü arasında büyük fark vardı. Zaten oturmadan önce de “sözde kişisel gelişim” kitaplarından öğrendiğini çok belli eder biçimde elimi sertçe sıkarken gözlerimin içine bakmıştı.
Üzerinde kendisine çok yakışmış olan geneli sarı rengin tonlarından oluşan, çiçek desenli tek parça bir kıyafet vardı. Otomatik tavırlarından dolayı bu güzel kıyafete bile bir üniforma ağırlığı sinmişti.
Bu soruya beklenen cevapları verebilecek psikolojide değildim. Ne onları övdüm ne de kendimi pazarladım. Gerçekleri olduğu gibi anlattım. Üniversiteden sonra hayalimiz olduğu üzere sokaklarda müzik yaptığımız bir grubumuz olduğunu ama yaklaşık bir yıl önce tüm grup arkadaşlarımın daha düzenli işlere girdiğini ve benim de tek başıma müzik yapamadığımı, paraya ihtiyacım olduğunu bir bir anlattım…

Ve sonunda da “İşte bu yüzden Gear Wheel Sports” deyiverdim.
Buket Hanım hemen telefona sarıldı. Ben de orada olduğum halde müdürü benim yanımda arayarak, benim hakkımdaki görüşünün olumsuz olduğunu belirtti. Buraya beni bir tanıdık yönlendirdiği için telefondaki ses “Yine de alın” diyordu.

Ben bir anda zihnimdeki melodiyi unutmak üzere olduğumu fark ettim ve tamamen ona yoğunlaştım. Bu sırada Buket Hanım zoraki bir ifadeyle toplayacağım evrakları ve çalışma şartlarını anlatıyordu ama hiç dinlemiyordum. Sonunda bana imzalamam için bazı kâğıtlar uzatmak üzereyken melodiyi tam olarak hatırladım. İmzalamam için uzatılan kâğıtlardan birini alıp yüksek sesle notaları tekrarlayarak yazmaya koyuldum. Buket Hanım’ın ağzı bir karış açık kalmıştı.

—- Fa Do Fa Sol Sol Fa Do Fa Sol Sol Re# Mi Re#

Gülümseyerek teşekkür ettim ve iyi günler diledim. Asansörün kapıları kapanmadan önce görebildiğim kadarıyla Buket Hanım’ın yüzünde boşa harcanmış zamanın usancı vardı ve yine telefona uzanıyordu…

Evimde, kendi yatağımda uyandım. Perdeyi araladığımda etrafın aydınlanmış olduğunu gördüm. Neredeyse altı aydır her gece gelen ziyaretçim dün gece uğramamıştı. Kendimi dinç hissediyordum. Hemen hazırlandım. Gitarımı sırtlandım…

Kararlıydım ve istekliydim…Bugün o en sevdiğim caddede, kesişen sokakların rengarenk simgeleri arasında yerimi alacak ve rüzgarın şarkısını çalacaktım…

—- Fa Do Fa Sol Sol Fa Do Fa Sol Sol Re# Mi Re#

Bir Cevap Yazın