EVRİMİMİZ ÜZERİNE

Bu evrendeki en karmaşık yapılı canlı olduğumuz söyleniyor. Dünyaya egemen olmak ve şekil vermek için onun ham maddesinden gelmek çok heyecan verici. İnsanın ilk oluşumuna doğru bir yolculuğa çıkarsak şu an içinde var olduğumuz çağın algısını karşılamayacak şekilde veriler elde edebiliriz. Oluş hikayemiz sizce de tam bir bulmacaya benzemiyor mu?

Şuanda da olduğu gibi var olmak adına sayısız savaşlar gerçekleşti, diğer  türdeki canlılarla belli bir rekabet gerçekleşti, solucandan dinozorlara kadar birçok canlı türü yok olmakla karşı karşıya kaldı. Karadan denizlere ve havaya varana dek hayatta kalma mücadelesi her canlı için bir döngü içerisindeydi. İnsanı şiirle, müzikle anlatmayı mümkün kılan şeyin temelinde de bilim yatmıyor mu? Belki de bir adam bir kadına şiir yazarken‘’ Ben seninle rastlantısal üreme yapma ihtimalini sevdim’’ demiyordur ama tüm bu dürtülerin bir hormonda karşılık bulduğunu söylemeliyim.

Etrafınızdaki insanlara yaşamın anlamını sorduğunuzda ya da ne için yaşıyorsun dediğinizde kimisi  ”aşk” diyordur. Peki ya oksitosin hormonu olmasaydı aşık olabilecek miydi? Diğerine sorduğunuzda sadece ”mutluluk” diyordur peki ya serotonin hormonu olmasaydı? Bir diğeri sadece ”uyumak” diyordur, peki ya melatonin salgılanmıyorsa? Diğeri ben heyecan aramaya geldim diyordur , peki ya adrenalin hormonu azsa? İsterse paraşütle atlasın ne engel olabilir ki? Uykucu istediği kadar yatakta dönsün dursun, mutluluğun peşine düşen serotonin yıkılımını antidepresanlarla durdursun. Bizim tam bu döngülerimiz üzerine hem bilimsel, hem sanatsal ve felsefik olsun birçok görüş mevcut. Şimdi Sartre’den  Martin Heidegger’e gitmek yerine basit tek hücreden şimdiki karmaşık yapımıza varana dek bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz? İlk bakış, ilk dokunuş, ilk koku, ilk ses ve ilk mücadele.. İşte tam bunları düşünürken sitemize eklememiz gereken en temel şeyin varoluş hikayemiz olduğuydu.

Dört milyar yıl önce taş ve tozdan oluşan bir küre, donmuş uzay boşluğunda dönüyordu. Bu Mars ya da Venüs değildi. Bu felaketlerle dolu olan yer dünyamızdı. Bu yaşamın olmadığı erimiş lav kütlesi, farklı 9 milyondan fazla türe ev sahipliği yapacaktı. Ancak burada yaşamın başlaması için bir dizi olayların olması gerekliydi. Bu konuda felsefeden dine, bilimden sanata her alanda birçok teori var. Ama yaşamın nerede ve nasıl başladığını kimse kesin olarak bilmiyor. Ama su olmasaydı asla başlayamayacağını biliyoruz. Peki suyun varoluş hikayesi neydi? Su; organik bileşiklerle ve kimyasallarla çalkalanıyordu. Şimşek bu çalkantıya düştü. Milyarlarca voltluk elektrik beklenmedik olasılıklarla dolu bir zinciri tetikledi. Kimyasal maddelerin atomları kusursuz bir dizilime katıldı ve genetik materyal yığını oluşturdu. Bu kırılgan genlerin zor doğa koşullarında hiç şansı yoktu.

Yağlı maddelerden oluşan bir damla tek bir zinciri sararak ilk hücreyi meydana getiriyordu. Şimdi genlerin mesajları ve kimyasal talimatlarıyla ilettiklerini biliyoruz. 3,5 milyar yıl önce kendilerini ve hücreyi kopyalayarak mükemmel bir klon yarattılar. Bu yaşama belirtisi gösteren ilk bilimdir. Tüm insanların, hayvanların, bitkilerin, böceklerin kökeni bu tek hücreye dayanmaktadır. Genler hücrelere çoğalmalarını ileterek bir nesilden diğerine geçerken hayatta kalmalarını garanti altına alır. 2 milyar yıl boyunca basit tek hücrelerden başka yaşayan canlı yoktu. Ancak tesadüfi bir kaza her şeyi değiştirdi. İki hücre kaynaştı ve genleri birleşti. Bu birleşmiş hücre kendini kopyaladı. Ürünü bir değil iki hücre yani iki ebeveynin genine sahipti. Buna ‘’Rastlantısal Üreme’’ diyoruz. Üreme çeşitlilik demektir. Zaman zaman işler yolunda gitmeyebilir. Hücreler çoğalırken genler silinebilir ve kopyaları oluşabilirdi. Bu hücreler mutasyona uğramış hücrelerdir. Mutasyon ard arda birikir ve farklılıklar artar. Sonunda hücreler o kadar farklı bir hale gelir ki artık ayrı bir tür haline gelmişlerdir. Hayat ağacı milyarlarca türe dallanıp budaklanır. Ancak bunlardan sadece biri insanı oluşturacaktır. Değişip farklılaşır okyanuslar boyunca yayılır , büyür ve yapısı karmaşıklaşır. Ta ki 7,5 cm’lik bir su solucanı olana dek. Bu bizim 550 milyon yıl önceki halimiz. Mutasyonlar farklı kadın ve erkek cinslerini oluşturur daha çok döl üretir ve daha fazla genin aktarılmasını sağlar. Mars ve Venüs.. Bir adamın bir kadınla tanışması. Hepsinin başlangıç noktası bu. Ancak tüm yaşayan canlılar körken bir partner bulmak mümkün müydü?

Oluş hikayemizi mükemmel animasyonu ile anlatan bu belgeseli kaçırmayın! Bu benim ve senin hikayen..Bu bizim hikayemiz..

Bir Cevap Yazın