Düş’

Doldurmaya çalıştığın boşluktan düştün. Ne oraya uyup bir cümle olabildin ne de nokta olup yer edinebildin. Sadece düştün.

Sabah saatlerine doğru kendine geldi. Bir kaldırımın üzerinde öylece yatıyordu. Yerler ıslaktı. Saçı başı birbirine karışmış tam bir evsize dönmüştü. Aslında bu yanlış da sayılmazdı. Kimsesi kalmamıştı. Bir evi yoktu. Ve canından bezmişti.

Birkaç saat geçti. Birkaç gün. Birkaç ay. Düşünürken beyni kendi kendini imha etmişti sanki. Elleri uyuşmuş. Ayakları bu bedene ait değil gibiydi. Bu bankın üzerinde kaç gündür uyuyordu? Bilmiyorum.

Karanlık bir koridorda tek başıma koşuyorum. Peşimden gelen yok ama korkuyorum. Karanlıktan değil. Ensemdeki soğuk nefesten. İnsan olmak yetmiyor bazen. İnsan olmak yetse keşke. Kaybetmek gerek. Kaybettiğine alışmak gerek. Birinin sonsuza kadar gidişine alışmak, bir ülkeye alışmak, değişen saat dilimine alışmak; lanet olası her detaya alışmak gerekiyordu. Daha kötüsü zaten istemese de insan alışıyordu. Sanki kalbinin üzerinde bir ateş yanıyor ve o ateş aslında oraya gerekli gibi davranmak. Bu, bu kocaman bir saçmalık. Acıyı da neşeyi de sonuna kadar yaşamak istemek tam bir delilik. Her şeyden biraz biraz alıp köşesine çekilse ölür müydü? Böyle ölmezdi en azından. Bir bitki bile olduğu yerde yaşayıp soluyor. Nihayetinde tüm yaşam bir fare gibi koştuğumuz bir çark. Koş koş koş. Düşmek kaçınılmaz.

Bu masaya otururken bize sorulmadı. Mesela kaç kere nefes aldığımı saymak istediğimi biliyorlar mı? Ya da kaç adım attığımı? Kaç kere güldüğümü? Kaç damla gözyaşımı harcadığımı? Her şeyi, her detayı saymak, bilmek. Evet, bunu istiyorum. Her şeyi bilmek. Açlıktan ölecekken yemek yemek istemiyorum. Açlıktan ölmeyi öğrenmek istiyorum. Sokakta yürürken küçük çocuk benden korksun istemiyorum. Sevgiyi herkes öğrensin istiyorum. İşte bu delilik. Kalplerinde kötülük olanlar yüzünden, sevgiye karşı ürkek oluyor insanlar. Sizin kötü nefesiniz. Her şeye sebep bu mu şimdi? İnsan merak ediyor.

 

Doldurmaya çalıştığın boşluktan düştün.

Merak etmeye, endişelenmeye gerek kalmadı. Birkaç saat,

Birkaç ay,

Birkaç yıl,

birkaç hayat sonra,

Evet birkaç hayat sonra;

Her şeye bir cevabının olmasının yetmediğini öğrenme acısıyla tanışacaksın. Bu hayat yetmez acıyı anlamaya. Bu hayat yetmez başkasının acısına saygı duymaya. Bak duyanlar deliriyor. Anlayanlar bir bankta kimsesiz kalıyor. Anlamak imkansızdır. Bir şeyleri tamamen anlamak, anladığın yerden devam etmek imkansızdır. Sadece anladığını sanıp, yanılgılardan bir ev inşa edersin kendine.

 

Kendini kendine düşman edene kadar. O tokat senin yüzünün ortasına. O bıçak sırtında değil göğsünün içinde. Saplayan senden başkası değil. Kaybeden. Kaygılanan. Ve yenilen. Senden başkası değil.

Senden başkasını gördüğünde. Senden başkasına aklın erdiğinde. Acının sadece sana değil tüm evrene olduğunu kabul ettiğinde. O zaman insan olmaktan bahsedebiliriz. Evren büyük, sen küçüksün.

Doldurmaya çalıştığın boşluktan düştün. Anlam kazanmak isterken, tamamlamak isterken; düştün. Şimdi başka bir hayata yer etmeye çalışıp, anlatım bozukluğu olacaksın. Devirdiğin cümleyle şakaklarına sıkacaksın.

 

Başladın,

bittin;

bu kadarsın.

Aslında var mısın?

Bir Cevap Yazın