DÜŞ YILDIZI

 

Rüyalarım, günahlarımdı. Rüyalarım her zaman çiçekli bahçeler değildi. Ve ben mütemadiyen çiçek tarhında değildim. Çiçekli elbiseler giyerdim ama çiçekli günler geçirmezdim. Çiçeklerin sadece elbisemde kaldığı; acı baharatlı, pul biberli günler geçirdiğim çok olurdu. Çiçek yapraklı sesler duyardım bazen düşlerimde; ama homurtular, gürültüler kopardı içimden. Cennete çeviremezdim gezindiğim yolları, cehennem çukurlarına düşerdim. Uğrardım cehenneme, cehennemin içinden geçerdim. Selam verirdim içimde yananlara. Çok kalamazdım ciğerim solardı, yanık kokardı, yüreğim dayanmazdı. Çok kalamazdım, hasta ziyareti gibi kısası makbul olanından seçerdim. İrademi kullanırdım iade-i ziyaretlerimi yaparken. Kredi kartına 12 taksit yaptırırdım putlarıma taparken. Yirmi iki ayar saf altınları rüyamda dahi göremezdim. Şıngırtısı duyulurdu küf kokulu yolun sonundaki perili köşkten. Geçer giderdim, davulun sesi çalardı küflenmiş içimden. Ve göle maya çalardım Hoca Nasreddin misali, belki tutardı. Tuzla buz olurdu umutlarım tutulmadıkça. Aya karışsın isterdim, dolunayda tutulsun. Bir yıldıza erişsin, kuyruklu yıldızdaki zincirin son halkası olsun, gökte asılı kalsın. Gün batınca geceyle beraber ortaya çıksın. Aydınlatsın gecemi, yıldız perisi olsun da. Pamuk şekerli bulutlara haberimi yollasın. Hoş sohbet olsun, geceyle. Hecelerimi ulaştırsın gecenin sırrına. Karanlığa ışık yaksın. Muma çevirsin birikmiş kum rengi sisleri, eritsin füme füme kümelenmiş isleri. Doğanın Mikail’i olsun, evrenin işlerini yürütsün. Gecenin içinde beni büyütsün.

 

Bir Cevap Yazın