Dönüyor… Dönüyor…

KONUK YAZAR: İLKNUR ÖZTULUM 

 

Dönüyor… Dönüyor… Kaos gibi görünen her şey, vakti zamanı geldiğinde muhteşem bir senkron oluşturarak dönüyor. Akrep kaçtıkça yelkovan da peşinden giderken, Dünyanın türlü yerlerindeki sular birer damla da olsa aynı yerde toplanırken, insan da yeryüzündeki yolculuğunun ardından toprağa dönüyor.

Ben de dönerim. Tamburum yettiğince. Sorgusuz sualsiz. Başka şey bilmem ki. Görmedim ki. Benden öncekiler gibi. Dönerken hayatları da çeviririz biz içimizde. Köpürte köpürte. Kimi uzun kimi kısa zamanda paklanır… Elbet bir zaman sonra dönüştürürüz onları da dokusuna göre.

Kimimiz sahnenin sonunda tek kalan yaşlıların rutubetlenmiş aşklarını yıkar. Tencereleri miniciktir onların. Yine de gözleri kulakları kapıdadır yemeklerine ortak çıkan biri gelsin diye. Kızgınlık ve kırgınlıkla yaşarlar. Leş gibi yalnızlık kokar başlarını koydukları yastık kılıfları. Naftalinler, lavantalar, kalıp sabunlar bile kurtaramaz o kokudan. Asla pişmanlık kokmaz onların giysileri. Yamalarla doludur çarşafları, giysileri. Biraz olsun kendilerine batırmazlar iğneyi. Rutubet olmuştur hafızaları.

Kimimiz kalabalığın içinde saklanan yalnızlıkları, sırları yıkarız. Onların yükü çok ağırdır. İnsanın üstüne sinen ekşimik gibi bir kokuları vardır. Ön yıkamasız gitmez o kokular.

Bazı evlerde de ruhu sevgiye doymayan kadınlar vardır. Onlar bir daha giymezler bir giydiklerini. Aslında onlar da çok ağır kokarlar ama yalnız kendi burunları alamaz o kokuları. Kalplerindeki sevgi değmemiş köşeleri temizleyemedikleri için her gün döndürüp dururlar yıkanabilen her şeyi. Ellerinden gelse içimize kendilerini de atarlar tamburlarımızı zorlaya zorlaya. Ama yapamazlar işte. Bu yüzdendir her şeyi kir pas içinde görmeleri.

Kimimizin içine minicik bir patik atmayı bekleyen aileler vardır. Çocuk sesine hasrettirler. Çocukları hunharca sevgisizliğe atan ana babalar görseler hallerini. İnsanların işlerine akıl ermiyor. O arkadaşlarım mahzunlukla beraber hasret döndürürler içlerinde.

Kimimiz yakası rujlu, başka tenler kokan gömlekler yıkarız. Bazen de ceplerinde unutulan yalanlarla birlikte yıkadıkları etekler yüzünden bozulur dururlar dönerken. İhanetin programı uzundur. Hiç de ekonomik değildir. Ekolojik hiç değildir. Lavantalar, naftalinler bile bozulur o kokuyu örtmek isterken. Ama sadakatsizliğin yükü şükür ki bana verilmedi. Köpürte köpürte gocunmadan döndürürler diğerleri. Herkes bildiği işi yapar çünkü.

Dönüyor… dönüyor…

Mevsimler gibi insanda bölünüyor elbet. Çoğalıyor ve aynı yere geliyor. Biz sormayız mevsimleri, saatleri. Gereğini yaparız sadece. Bu heybetli çarkın içinde kendilerine yazık edişlerine şahit oluruz ama kızamayız onlara. Döndürürüz hayatları. Alameti-i farikamız budur insanlardan.

En bedi görev benimdir belki de. Çok yapan kalmadı artık bu işi. Henüz sonlanmış bedenlerin dokunduklarını, dokunamadıklarını yıkarım. Bedeninden özgürleşen hayatların hafifliğiyle döndürürüm o çamaşırları… Üzerlerine sinen kimi ruhları, kokusunu, anısını, pişmanlığını, keşkelerini, umutsuzluklarını, yeniden başlayışlarındaki sevinçlerini. Ne sevinir o çamaşırlar özgürlüklerine kavuştukları için. Ama derken onlara ihtiyacı olan başka bedenlere değmek üzere bana gönderilirler. Onların başka bedenlerde yeni bir ruh kazanmasına aracılık ederim.

Görevlerin en şereflisi benimdir. Çünkü toprağa dönenlerin selamını alırım içimdekileri döndürürken.

Dünyanın sırrını fısıldarlar köpüklerimden…

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın