Copernicus Teorisi

 

Polonya’nın Krakow şehrinde St. Ann Kilisesi’nin ünlü bir üniversitesi vardır. Yüksek bir kürsünün hemen yanında iki ayrı yazı tabelası asılıdır. Birinde sadece şöyle der: ‘Nicolaus Copernicus; ülkesinin, şehrinin ve üniversitesinin gurur kaynağı, onuru ve baş tacı!’

Öbür yazı, Copernicus adının neden bilim adamları arasında saygıyla anıldığını ispatlar bir belgedir. Dört yüz yıl önce öldüğü halde, düşüncelerinin hala yaşadığını kabullenmek zorunda kalırız. ‘Güneşe dur dedi. Ve o durunca, Dünya dönmeye koyuldu. Ama yine de Polonyalıdır. Çünkü onu Polonya yetiştirdi.’

M.S. İkinci yüzyılda, Yunanlı astronomi bilgini Ptolemy kendi teorisini açıklamıştı: ‘Hiç kuşkunuz olmasın ki,’ diyordu; ‘dünya, evrenin tam ortasında bulunan çok büyük bir cisimdir. Her şeyin merkezi odur. Güneş, ay, yıldızlar hiç durmadan onun çevresinde dönerler. Her saat  yer değiştirmelerinin başlıca nedeni işte budur. Biz evrenin merkeziyiz ve her şey bizim çevremizde dönmektedir.’ Bu teori 1400 yıl hiçbir ciddi itirazla karşılaşmadı.

Derken, Polonya’nın Vistul Irmağı üstündeki Torun kasabasında ve 1473 Şubatında bir çocuk doğdu. Bu çocuğun adı Nicholas Copernicus, kısacası Copernic idi. On sekiz yaşına geldiğinde, buradan Polonya’nın tarihsel Krakow Üniversitesi’ne gitti. Orada, Ptolemoic sisteme göre astronomi okudu. Krakow’dan İtalya’ya gitti. Burada, amcası Piskopos Lucas’ın hatırına, din bilgisi okudu. Amcası onu rahip yapmak istiyordu, ama Copernic’in hiç de böyle bir niyeti yoktu. Bologna Üniversitesi’ne devam etti. Burada astronomi ile birlikte yüksek matematik öğrendi. 1500’de, yüzyılın başlarında, onu bu iki konu üzerinde Roma’da ders verirken görüyoruz. Sonra, tıp eğitimi için Padua Üniversitesi’ne girdi. Buradan tıp ve din üzerine aldığı iki doktorayla ayrıldı. Şimdi otuz iki yaşında –amcasının istediği gibi- Varmiya Piskoposluğu’na yerleşmiş bulunuyordu.

Burada amcasının özel doktorluk ve sekreterliğini yapıyordu. Vaktinin büyük bir bölümünü yoksul hastaları iyileştirmeye ve amcasının mektuplaşmalarını yönetmeye ayırmıştı. Geri kalan zamanında, Polonya’ya karşı sık sık akınlar düzenleyen ‘Töton Birliği Şövalyeleri’ne karşı çarpışmak üzere asker topluyor ve yetiştiriyordu. İşte astronomi konusunda düşüncelerini burada, Ermeland’da kağıt üzerine döktü. Savaş, hastaları iyileştirme ve kilise işleriyle uğraşma arasında buna nasıl vakit buldu, bilinemez. Ama bilinen bir şey varsa, insanlığın dünya ve komşuları hakkında şimdiye kadar bildiklerini devrimci bir görüşle altüst etmiş olduğudur. Ölümünde kısa bir süre önce, hala Ermeland’da çalışırken, kitabı ‘De Revolutionibus Orbium Coelestium – Dünya ve Yörüngesi Üzerine Yeni Görüşler’ basıldı. 1543 yılında da öldü. Kitap, dünyanın her şeyin merkezi olmadığını açıkça belirtiyordu. Gezegenler sisteminin merkezi, güneşti. Bir takım küçük gezegenler güneş dediğimiz bu merkezin çevresinde dönmekteydiler. Dünya bunlardan biri olup asla en büyükleri değildi. Durur ve merkezi bir durumu da yoktu. Aksine, büyük bir yörünge içinde ve güneşin milyonlarca mil uzağında, yaman bir hızla dönmekteydi.

Teori her bakımdan inanılmazlığın ta kendisiydi. Kilise kitaba gözlerini yumdu. Din kavgacıları, teorinin önemini kavrayamayacak kadar kendi küçük hesaplarına dalmışlardı. Ancak 1616’da –yazarın ölümünden yıllarca sonra- kitap akıllarına geldi. Fakat o zaman da büyük bir aceleyle 1835 yılına kadar, ‘De Revolutionibus’u yasak kitaplar rafına kaldırdılar. Güneş Sistemi Teorisi; yani güneşin gezegenlerin merkezi olduğuna dayanan gözlem, önceki inanışın tam karşısına düşen bir düşünce birimiydi. Günümüzde bunu sorgusuz kabullenmekle birlikte, o sıralar neden korkuyla, daha da ileri giderek, dehşetle karşılandığını anlamak kolaydır. Dünya, bir anda merkezi durumunu kaybetmiş oluyordu. Onca zaman bunun tersine inanmış olmanın doğurduğu tepkiyi hoş karşılamalı. Ama kabul süzgecinden geçer geçmez de, bilimsel düşüncede devrim yarattı.

Kepler, Galileo ve öbürleri teoriyi geliştirdiler, Newton da tamamladı. Değişik mevsimler, Copernic teorisinin ışığı altında kolayca tanımlandılar. Hatta kendi yüzyılımızda bile, astronomi ve fizikte yeni ufuklar açan Albert Einstein’ın Bağıntılık (İzafiyet) teorisi, Copernic’in ana görüşlerini pek az sarsabildi.

Bir Cevap Yazın