Cemal Nadir Güler

 

CEMAL NADİR GÜLER

(13.07.1902-27.02.1947)

     Onu biraz neşesiz gören bir yakını, “Bu ne somurtkanlık dostum?” der. “Unutma ki senin soyadın Güler!”

Cemal Nadir başını sallar; “Hayır Güler değil, Nadir Güler.”

Cumhuriyetin ilan edilişinden İkinci Dünya Savaşı’na kadarki zaman diliminde ülke hiç şüphesiz peşi sıra gelen devrimlerle bir yenilenme ve varoluş devinimi sürecine girmişti. Bu köklü değişikliklerin olduğu yıllarda ve özellikle harf devriminden sonra Türkiye yabancısı olduğu mizah ve karikatür sanatıyla bir bakıma tanış olacaktı.

Günümüz Türkiye’sinde karikatürün artık yeraltı edebiyatı ile paralel değerlendirilmekle birlikte geniş kitlelere ulaşmak maksatlı kullanılan protest bir propaganda aracı olarak gösterildiği gerçeğini görüyoruz. Bunun nedenleri arasında belki de en kuvvetli görüneni hiç şüphesiz genç nesiller üzerinde bıraktığı mizah görüşüyle birlikte gelen evrensel sorgulama yetilerinin gelişmesine olan etkisi. Fakat 1930’lu hatta 1920’li yıllara baktığımızda toplumun temel sorunlarına dokunan, bireyin iyi insan olabilmesi için yönlendirmelerde bulunan önemli bir sanat akımı olduğunu görüyoruz. Yarattığı önemli karakter tiplemeleri ile Cemal Nadir’in de bu akıma öncülük ettiği söylenebilir.

Cemal Nadir’in karikatür çizimine olan merakı 10 yaşlarında Bursa’nın Sahaflar Çarşısı’nda bulunan dükkanlarında filizlenir. Hattat olan babası Şevket Beyin civar esnafa çizimler ve yazılar yazdığı tabelalardan çok etkilenir ve 1919 yılında ilk karikatür denemelerine başlar. Daha sonra geçim derdine bir süre çare olsun diye ilkokullarda dersini vereceği ressamlığı da burada babasının yanında öğrenir. Hattatlığı da sevmektedir fakat karikatür onun için çoktan bir tutkuya dönüşmüştür. Sedat Simavi’nin yayımladığı DİKEN Dergisi’nde 1920 yılının son aylarında gönderdiği ilk karikatürü yayımlanır. Hattatlıktan ve karikatür çizimlerinden arda kalan zamanlarda gönül işlerini de ihmal etmez ve 1923 yılında Melahat hanımla evlenir. Günümüz evliliklerinde pek az görülen dayanışma ruhu müstakbel eşi Melahat Hanımla aralarında oldukça kuvvetliydi. 1924 yılında Ayine ve Zümrüdüanka Dergileri’nde çizimler vermeye başlaması onu tamamen bu yola itti ve 1926 yılında dönemin en önemli dergisi olan Akbaba Dergisi’nde yazmaya kadar götürdü. Genç yazar çizerler için kendilerini kanıtlayabilmesi adına Akbaba Dergisi oldukça önemli bir yer tutuyordu. Burada bir süre çizdikten sonra gelen teklif üzerine ilk İstanbul macerasına atılmaya karar verdi ve Babıali’deki Papağan Gazetesi’nde kadrolu olarak çalışmaya başladı. İlk zamanlarında oldukça mutluydu, karikatür sanatını sevdirmek dışında toplumsal düzeyde gündeme dokunabilmek adına idealist tarafını hep canlı tutmaya çalıştı. Yoksa hattatlık yaparak geçimini sağladığı dükkanını kapatıp karın tokluğuna dahi denk gelmediği üç kuruş maaşı için İstanbul macerasına neden atılsındı. Nitekim burada uzun uğraşlar sonucu yaptığı çizimlerine son vermek zorunda kaldı. İdealist olmak bir yana öyle kalabilmeyi başarmak için dahi para kazanmak gerekti. Çok geçmeden tekrar Bursa’ya dönüp dükkanını açıp hattatlık yapmak zorunda kalması karikatürün artık mesleğinin yanında alternatif bir uğraş gibi durmaya başlamasına neden oldu. Mizahi yönünden hiçbir şey kaybetmemiş olacak ki dükkanının tabelasına “Hattatların meraklısı, meraklıların hattatı…” yazdırdı. İşlerinden fırsat bulabildiği zamanlarda da sinema mecmualarına reklam karikatürleri çizmeye devam etmeye çalıştı.

1 Kasım 1928… Yeni Türk Alfabesi’nin kabul edilmesiyle gerçekleşen Harf Devrimi sayesinde Cemal Nadir’in işleri de açılmış oldu tabi. Fakat Harf Devrimi’nden sadece iki hafta önce Akbaba Dergisine gönderdiği çizimler ilgi gördü ve bizzat Necmettin Sadak’ın davetiyle tam on beş yıl boyunca aralıksız çalışacağı Akşam Gazetesi’ne katılmak için ikinci ve son İstanbul macerasına atıldı. Artık Akşam’da çiziyordu. Hem de direkt ilk sayfada… Birbirini takip eden yıllarda ülke için ilk olacak birçok işe imza attı. 1941 yılında Vedat Günyol ile birlikte ömrü sadece on yedi hafta olan çocuklara yönelik Arkadaş Dergisi’ni yayımladı. 1942-1944 yılları arasında “Amcabey” adlı mizah dergisini yayımladı. Sadece çizerlikle yetinmeyip, Ankara ve İstanbul radyoları için güldürü skeçleri ve İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen “Yüz Karası” adlı tiyatro oyununu yazdı. 1946 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nden gelen Bursa Vekilliği teklifini reddetti. İkinci Dünya Savaşı’nın baş nedeni olan Adolf Hitler’in saldırgan dış politikasını eleştiren karikatürler de çizdi. Viyana’da Uluslararası Karikatür Yarışması’nda birincilik alan, karikatürleri pek çok yabancı dergilerde yayımlanan Cemal Nadir, beş kişisel sergi açtı ve on karikatür albümü yayımladı. Ülkemizdeki ilk çizgi film çalışmasını da başlattı.

Cemal Nadir’e kadar Türk karikatüründe resim çizgisi kullanılmakta, resim özelliği taşıyan ve bol alt yazılı karikatürler çizilmekteydi. Tiplemelerde ve mizah anlayışında Fransız etkisi göze çarpıyordu. Onunla birlikte çizgilerde sadelik başladı. Türk karikatürünün resim etkisinden uzaklaşmasına katkıda bulunması, yazının azalması ve çizgilerle anlatımı ön plana çıkarmış olması, karikatürde yerli tipler yaratması ve özellikle halka özgü mizah anlayışını karikatüre yansıtmasıyla çağdaş Türk karikatürünün öncüsü oldu. Yarattığı tiplerle toplumsal bir eleştiri yapan Cemal Nadir, Arkadaş Dergisi’nde çizdiği Dede ile Torun karikatürlerinde bilgi ve cehaleti, yeni ile eskiyi karşı karşıya getiriyordu. Amcabey tiplemesiyle toplumdaki çarpıklıkları, çıkarcı kimseleri ve ikiyüzlülükleri alaya alırken, Dalkavuk tiplemesiyle de dalkavukluk yaparak çıkarlarını koruyanları eleştiriyordu. Yeni Zengin tiplemesiyle toplumdaki sonradan görmeliği, Ak’la Kara tiplemesiyle de eğitimsizliği eleştiriyordu.

Eminönü Halkevin’de verdiği bir konferansta yorgun ve terli olarak evine döndükten sonra doktorlar tarafından ilk konulan teşhis grip oldu fakat daha sonra pek çok hastalığın belirtisine rastlandı. En sonunda şimdiki yeni antibiyotiklerin kolayca yenip tedavi edebileceği bir kalp iltihabı sonucu 27 Şubat 1947 tarihinde dünyaya veda etti. Karikatür ve mizah sanatının kendisi için ne ifade ettiğini 15 Ekim 1942’de kaleme aldığı bir yazısında şöyle açıklıyordu;

“Ben karikatürü bir güzel koku gibi insana bir an zevk verdikten sonra elde bir boş şişe veya sarı bir leke bırakıp havaya karışan bir marifet olmaktan başka türlü anlıyorum. O, ne palyaçoluktur, ne de göbek attıran çeneleri ağrıtan kahkahadır. Bence karikatür, insan beyninin muhtaç olduğu tebessüm ve tefekkürü temin eden bir güzel sanat olmalıdır.”

 

Bibliyografya            : Süleyman Bulut – Şaka, Alay ve Hazırcevaplarıyla Cemal Nadir,

Akbaba   Dergisi (1930), worldcat.org, artnet.com.

Yorumlarınızı duymak isteriz...