ÇAY ZAMANI

 

Buda’nın yaşadığı ışıklı çağdan hemen sonraydı. Kuzey-Batı Hindistan’da en yüksek dağların dibinde Boodhidarma adında bir rahip yaşardı. Bir adak üzerine Boodhidarma tamamen Buda’ya karışmaya karar verdi. 9 yıl uykusuz kalmaya ve dua etmeye and içti. Üç kocaman yıl gün doğdu, dün battı, rahibi gözleri açık dua ederken gördü. Üçüncü yılın sonunda ilkbahar yağmurları başlarken, Boodhidarma, bitap düşüp serin ilkbahar yağmurlarında tatlı bir uykuya daldı. Uzun uykudan uyandığı zaman andını yerine getiremediğinden dolayı kendisine lanet etti. Göz kapaklarını kesti. <<Bir daha kapanmayacaksınız!>>  diyerek ulu çınar ağaçlarının altına attı… Ertesi gün göz kapaklarının bulundukları yerden koyu yeşil yapraklı iki bitki yükselmişti…

Hindistan’ın tütsü kokan efsaneleri, çayın bulunuşunu böyle anlatır…

Çay deyince akla Çin gelir. Gerçekten bugün hemen bütün dillerinde bu bitkinin adı olan “thé, tea, çay, tee” gibi kelimeler, çayın iki ayrı Çin lehçesinde söyleniş şekli olan <t’e> ve <ç’a>dan ötürüdür.

Çinliler bu bitkinin M. Ö. 2737 yılında İmparator Shen Nung tarafından bulunduğunu şöyle hikaye eder:

“Tıp dünyasında hıfzıssıhha babası olarak adlandırılan yüce İmparator Shen Nung, sarayının bahçesinde sıcak su içiyordu. Rüzgar iki yeşil yaprağı getirip onun fincanının içine bırakıverdi. Etrafa hoş bir koku yayıldı. Sıcak suya tatlı bir burukluk geldi. İmparator, yaprakları yetiştiren bitkinin bulunmasını ve her yere dikilmesini emretti.”

Çay, Çin’de 780 yılında çay ticareti başladıktan 30 yıl sonra bir budist rahibi olan Dengyo Daisni tarafından Japonya’ya götürülmüş, 815’de ise Japonya İmparatoru Saga, 5 bölgede çay ziraati yapılması ile ilgili bir emirnameyi imzalamıştır.

 

AVRUPA’DA ÇAY

Çayı Avrupa’ya tanıtan Venedikli bir gezgin olmuştur. Venedikli bir kitap naşiri olan Giambattista Ramusio 1559’da yayınladığı bir seyahatnamede İranlı bir tüccar olan Hacı Muhammed’in hatıralarına yer vermiş, doğu ülkelerini gezen bu tüccarın ağzından çayı ‘Navigatione et Viaggi’ adlı kitapta çok renkli bir şekilde anlatmıştır. Hindistan, Seylan, Avustralya, Yeni Zelanda’nın batılılar tarafından tanınmasıyla çayın değeri de artmıştır. Doğu İngiliz Hindistan’ı kumpanyasından önce 1610’da Avrupa’da ilk çay hamulesi bir Hollanda limanına gelmiştir. İngiltere’ye çayın gelişi ve yayılmaya başlaması, İngiliz siyasi tarihinde yer alan olaylara da yol açmıştır. Bir gazino sahibi olan Thomas Garroway 1649-50 yıllarında gazinosunda müşterilere çay vermeye başlamış, sonra yayılması için büyük gayret sarf etmiştir.

Fakat çay, İngiltere parlamentosunda ve din kuruluşlarında büyük bir muhalefetle karşılanmıştır. Protestan kilisesine bağlı zamanın ünlü vaizi John Wesley, kiliselerde büyük topluluklar tarafından dinlenen vaazlarında, bugüne kadar bilinmeyen bu acayip bitkinin, insan sağlığına zararlı olabileceğini iddia edip boykot edilmesi gerektiği yönünde tavsiyelerde bulunuyordu. Parlamentoda ise, muhalefetler türlü türlüydü. Lordlar kamarasından Lord Forbes çayın yalnızca zenginler tarafından içilmesi gerektiğini, onların Tanrı tarafından kutsal sayıldığını ve fakirlerin çay içmemesi gerektiğini iddia etmişti. Öyle ki bununla ilgili bir kanun teklifi bile hazırladığını İngiliz kaynaklarınca bilinmektedir.

*naşir: Yayımcı.

*hamule: Yük.

Seylan (Sri Lanka-Ceylon)’daki çay hamuleleri

 

ÇAY YARIŞLARI

Olumlu olumsuz bütün olaylara rağmen, çay ticareti gelişmiş, İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyası doğu çayını inhisarına almış ve büyük çapta ticaret yapıp, çayı dünyaya yaymaya başlamıştır. Bugün İngiltere’de meşhur 5 çayı 1860’tan sonra çıkan ve bütün İngiltere’ye yayılan bir modanın 20. yüzyılda devam eden bir hatırasıdır. Çayın tutunması ithal firmaları arasında rekabeti artırmış, hatta Fransa sahillerinden İngiliz sahillerine çay hamulesi yükleyen tekneler 1866’da Çay Yarışı adı verilen yarışlar yapmışlar, limana ilk giren hamule büyük fiyatla satılmıştır. Çay, Amerikan İstiklal Savaşı tarihine de adı geçen bir madde olmuş, İngiltere’nin (Ctamp Act) adını taşıyan kanunla ithal mallarına koyduğu ağır gümrük resmini; çay ithal şirketleri, Amerika için tatbik edince; 1778’de Boston limanına gelen çay yüklü gemiler, kızılderili kıyafetine girmiş Amerikalı gençlerin baskınına uğramış, hamule denize atılmış ve Boston Tea Party (Boston Çay Partisi) adını taşıyan bu hareket İngiltere’ye baş kaldırma hareketinin ilk adımı olmuştu.

*inhisar: Bir şeye tek başına sahip olma durumu.

BUGÜNKÜ ÇAY

Çay, batıdan çok önce İpek Yolu vasıtasıyla Küçük Asya’ya; dolayısıyla Türk topraklarına girmişti. Bilhassa Kuzey Kafkasya ve Türkistan, çayı çok eskiden beri bilmekteydi. Çayın pişirildiği alet olan semaver, Kafkasya’dan Rusya’ya ve Osmanlı topraklarına aynı adla intikal etmiştir. Batıdan ayrılan özelliği, Doğuluların çayı tek veya az şekerle (Türkiye’de kıtlama tabir edilen) içmesi, İran ve Doğu Türkistan’da içine karanfil vs. gibi bazı maddeler konmasıdır. Halen dünya çay üretiminde sırasıyla Çin, Hindistan, Seylan ilk sırayı işgal etmektedir. Türkiye, son iki yılda çay üretimini arttırarak çay ihraç eden ülkeler arasında 6. sırada yer almaktadır.

1 Yorum

  1. Yazıyı okuduktan sonra oturup şöyle bir bardak demli çay içesim geldi.

    Ek olarak; çayın Türkiye topraklarına gelişi Sultan İkinci Abdülhamid zamanında diye biliyorum. Hatta Bursa civarlarında ilk ziraati yapılmaya başlanmış ama gerek iklim şartları gerekse kalifiye işçi yetersizliği yüzünden mahsul alınamamış. Aslında tarihsel gelişime bakacak olursak Türklerin çay ile tanışıklığı 12.yüzyıla kadar uzanıyor.

    Yazı çok hoşuma gitti. Çay içerken okuyunca pek bir manidar geldi bana 🙂 Takipte olacağım…

Bir Cevap Yazın