BOŞLUK

 

Yalnız kalıp düşünmek için yağmurlu bir geceden daha iyi bir zaman olamazdı. Adam da öyle yaptı. Zaten gözüne de uyku girmiyordu. En güzeli siyah deri ceketini giyip, sigara paketini alıp yağmurda yürümekti. Dışarı çıkar çıkmaz, bu yağmurda zor da olsa, yaktı sigarasını ve düşüncelerin akıp gitmesine izin verdi.

Bir kadın sevmişti, gözlerinin içi gülen. O masum bakışlar adamın kalbinin ritmini bozmaya yetiyordu. Şu anda o gülüşün yüreğini ısıtması için neler vermezdi. Şimdi bu soğukta yüzünü ısıtan tek şey gözlerinden akan yaşlar oldu.

Bir kafede tanışmıştı onunla. Güzel bir sonbahar günüydü. Güzel geçen bir yazın mutluluğu, hafif rüzgar ile birleşmişti. Gerçi adam mutluluğun en büyüğünü o kadınla tanıştıktan sonra tatmıştı ya. Görür görmez inandı bu kadının hayatını değiştireceğine. Biliyordu. O kadın hayatında bambaşka bir renkti. Daha önce hiç öyle güzel bir renk görmemişti; tasvir edemezdi. Kadın ona gülümsemişti. Böyle başladı her şey. Adam o kadınla mutlaka tanışmalı, hayatında ait olduğu yere yerleştirmeliydi. O gün, o kafede tanıştı kadınla. Onu bir daha göreceği güne kadar içi içine sığmadı. Çok değil ertesi gün kadının çıkış saatinde, çalıştığı binanın önünde bekliyordu onu. Dayanamamıştı. Kadına, ona ne kadar aşık olduğunu söyledi. Hayatında gerçekleştirdiği en zor eylemlerden birisiydi. Adeta vücudunda şiddetli bir deprem oluyordu. Kadın yine gülümsemişti. Adamın sevgisini, vücudundaki şiddetli depremi hissedebiliyordu. Adamın hayatına girmesine izin verdi. Bu adamla birlikte, akıntının onları nereye götüreceğini merak ediyordu.

Kadınla tanışana kadar gündelik yaşayan adam daha uzun vadeli düşünmeye başlamıştı. İş arıyordu, hayatını düzene sokmak istiyordu. Kadınla birlikte bir gelecek inşa etmek istiyordu. Daha önce bir düzeni yoktu, nereden bilecekti hayatını düzene sokmayı. Başını sokacak bir evi vardı, ancak kalbinin, ruhunun bir yeri yurdu yoktu. Kadın onun eviydi, sığınağıydı. Kadın onunlayken adamın başına hiçbir şey gelemezdi. Dünya yıkılsa onları etkilemezdi. Adam artık uyumak dahi istemiyordu; uyanınca kadının gideceğinden korkuyordu.

Kadın ve adam birbirlerini çok sevdiler; yollarının temellerini atmış, asfalt dökmeye başlamışlardı bile. Diğer tüm yollar kapanmıştı, yalnızca ikisinin yolu vardı. Kadın da adam da ilklerini yaşıyorlardı birlikte. İkisi de daha önce hiç böyle sevmemişlerdi ki. Daha önce hiç ait olmamışlardı. Sevgilerinin onları yönlendirmesine izin verdiler. Daha önce bu kadar mutlu olmamışlardı.

İnşa ettikleri yolda epey adım atılmıştı. İkisi için de her şey çok yeniydi. Bilmiyorlardı. Her şey o kadar saftı ki. Lakin daha önce de dediğim gibi, adam daha önce hiç düzen görmemişti, nereden bilecekti hayatını düzene sokmayı. Nereden bilecekti sevmeyi, sevilmeyi. O yolda yavaşlatıyordu da kadını. Uyum sağlayamıyordu; iş, aşk, kadın, hayat… Daha önce yaşamıyordu ruhuyla, kalbiyle. Kadın daha da ilerlemek istiyordu, büyük adımlar atıyor adamı da kolundan çekiştiriyordu. Adam yapamıyordu işte. Uyum sağlayamadı ve en sonunda düştü, düştüğü yerde de kaldı. Kadını hem yavaşlatıp durdurmuş hem de kalbini delik deşik etmişti. Fark etmeden kadının kalbinde de kendi kalbinde de onarılamayacak yaralar açmıştı. Uymuyorlardı birbirlerine, yetmiyordu sevgileri. Ne kadının sevgisi adamı yerden kaldırmaya yetiyordu ne de adamın sevgisi kadına umduğu hayatı vermeye. Kadına üzüntüden başka bir şey veremez olmuştu. Sürekli hakaretler ediyordu, aşağılıyordu kadını. Tüm kadınlara olan nefretini kusuyordu kadına. Kavga etmekten başka bir şey yapamıyorlardı. İletişim kuramıyorlardı. İletilemiyordu mesajları birbirlerine.

Bir gün kadın dayanamadı ve gitti. Yıkılmıştı bütün yollar binalar, yıkılmıştı şehir, yıkılmıştı hayat. Simsiyahtı. Büyük bir boşluk. Büyük bir siyah. Adam kadından önceki hayatına, evine, hiçliğe geri dönmüştü. Ona hayat denebilirse tabii. Ne kalmıştı ki elinde. Bir tek kadının bıraktığı mutlu anılar. Her biri de onu bıçaklayıp karanlığa bürünüyorlardı. Artık mutlu anı kalmamıştı. Hepsi parçalamıştı onu, vücudunu, yüreğini, ruhunu. Ondan geriye ne kaldıysa artık.

O yağmurlu gecede bu düşünceler ile yürüyordu adam. Bir bankta gördü kadını. Kadın da ona baktı uzun uzun. İkisi de birer yabancıydı. Birbirlerinin kalplerini yerlerinden çıkacakmış gibi attıranlar yine onlar değillerdi sanki. Hiç tanımıyorlardı birbirlerini. Kadın banktan kalktı ve uzaklaştı. Adam da yürümeye devam etti. İkisi de hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyordu. Adam için hayatına devam etmek saçlarının beyazlamasından, derisinin kırışmasından ibaretti. Hayatında değişen tek şey dış görünüşüydü. Kadın ise kariyer basamaklarını tırmanmaya, arkadaşlarıyla vakit geçirmeye devam etti. Belki de hiç yaşamamışlardı birbirlerini. Hiç yaşanmamıştı.

 

Bir Cevap Yazın