BİZDEN BİR HİKAYE: ŞİMDİKİ ZAMAN                              

Şimdiki Zaman, Belmin Söylemez’in yönetmenlik koltuğundan bizlere seslendiği ilk filmidir. Ve film başlar başlamaz bize doğru tutulan bir aynayla karşılaşırız.
Çünkü hepimizin ya direkt kendisiyle ya da çevresinde gördüğü insanlarla özdeşleştirdiği baş karakterimiz üniversite mezunu ve işsiz olan Mina’dır. Ve hayallerini gerçekleştirmesi için para biriktirmesi gerekir. Bunun için de hepimizin bildiği gibi bir şekilde çalışmalı. İş ararken İstanbul sokaklarını arşınlayan Mina’nın ise karşısına garip bir iş ilanı çıkar. Beyoğlu’nda bir kafe falcı arıyordur. Mina ise hiç tereddüt etmeden kafeye gidiyor. Kafenin sahibi Tayfun Bey, Fal 20 tl yarısı senin uyar mı sorusu ve diğer falcıları Fazi’nin de yardımıyla falcılığa adım atan Mina kısa sürede kadınların gözde falcısı oluyor. Kazandığı her parayla dolar alan Mina hayallerinin önünde engeller olsa da bu yolda para biriktirmeye kararlı bir yandan da kafe sahibi Tayfun ile aralarında değişik bir enerji var. Mina ne kadar ürkek ama güvenilir, kibar ve fedakarsa Tayfun da bir o kadar isyankar, gel-gitleri olan ve aile zoruyla kafe işleten birisi. Film ilerledikçe insanların beklentilerini ve o beklentileri kendilerine göre anlattıklarını fark edeceğiz. Gerçeklikten kaçışı ve şimdiki zamanı unutup gelecek zamana odaklanmayı çok güzel işlemiş. Film aslında çoğumuzun yaptığı bir şeyi açığa çıkartıyor. Bu dünya koca bir umut satma yeri ve seçip beğendiğimiz umudu alıyoruz şimdiyi unutup gelecekte o umudun olması için yaşıyoruz. Para biriktiriyoruz daha iyi bir araba alalım diye. Kendimizi geliştiriyoruz daha iyi şartlarda yaşayalım diye. Yatırım yapıyoruz çocuklarımızın iyi bir geleceği olsun diye. Aslında hepimiz gelecekte yaşıyoruz, gelecek için yaşıyoruz. Filmde kendinizle ilgili çok şey bulacaksınız. Benim en çok dikkatimi çekenlerden biriyse Mina’nın fal bakma şekli. Kadınlar Mina’nın fallarına bayılıyor ve içlerini okuduklarını söylüyorlar. Mina ise aslında kendi yaralarından, iç dünyasından, umutlarından yola çıkarak bakıyor fincana aslında. Her falda bahsettiği kendisinden başkası değil.
Bu sahneleri izlerken aklıma Jung ve kolektif bilinçdışı geldi. Jung’a göre kolektif bilinçdışı, insan veya hayvan hafızasında kayıtlı ve yaşadığı kültüre dayalı her türlü imgeler, semboller, dil ve diğer tecrübeleri kapsar. Yani siz rüyanızda daha önce görmediğiniz simgeler, yerler görüyorsanız bu gördükleriniz aslında sizden önce yaşamış atalarınızın gördükleri, yaşadıkları yerler ve hayatlarında kullandıkları simgeler olabilir ya da daha önce görmediğiniz bir hayvandan korkmanız gibi aslında bu korkular bize atalarımızdan kalmıştır der Jung. Ben de filmde kadınların ortak bir bilinçdışı olduğunu gördüm. Mina fal bakarken kadınlar kâh üzüldü kâh ağladı ve bazen de heveslendiler. Oysaki Mina kendi yaşantısından yola çıkarak anlatıyordu. Üzerine derin derin düşünülmesi gereken bir film.
Düşünceli seyirler…

Yorumlarınızı duymak isteriz...