BİR DELİ AĞAÇ / YASEMİN MORİ

 

Tarih 6 Temmuz 2005, İstanbul Ses Tiyatrosunda King of Convenience grubu konser vermekte ve o gün orada olanların anlattıklarına göre grubun en önemli şarkılarından biri “I’d rather dance with you” icra edilirken seyircilerin içinden 20’li yaşlarda bir kız sahneye fırlar ve önce mikrofona saldırır sonra da 15 dakika boyunca sahnede çılgınca dans eder. Anlaşılacağı üzere bu genç kızın adı Yasemin’dir. Alkışlarla ve sempatiyle karşılanan bu güzel kızın niyeti tabi ki seyircilerin zihinlerinde sadece bu konserin hoş bir anısı olarak kalmak değildir…
Öyle ki bu hatıradan yaklaşık 3 yıl sonra “Hayvanlar” adlı albümüyle müzik dünyasına adımını atmıştır. Müziğe başlama sebebini ise “Hayatta bir çıkış yolu ararken, müziğin beni ait olduğum yerlerde hissettirdiğini fark ettim” diyerek açıklamış, ardından da o sıralarda yaşadığı ve “kuru bir şehir” olarak tanımladığı Ankara’yı ancak müzikle yumuşatabildiğini eklemiştir. Rumeli göçmeni anneannesinin onu mori (kız) diye sevmesi, Jim Morisson’a olan büyük hayranlığı ve çok sevdiği Latince bir deyiş olan Memento Mori (fani olduğunu hatırla) sözü Mori lakabını almasına vesile olmuş ve karşımıza Yasemin Mori olarak çıkmıştır. İlk albümündeki müzik tarzının ne olduğu sık sık sorulunca kendine has tavrıyla­ -sıkıldığından mı yoksa içinden gelerek mi bilinmez- “Dramatik Punk” diye cevap vermiştir. Ama sonraları genel olarak müziğini “doğada var olan sesler; ağaçların rüzgardaki hışırtısı, bir derenin şırıltısı veya ormanda duyabileceğiniz tüm sesler” şeklinde anlatmayı daha çok tercih etmiştir.

 


Benim kendisini tanımam ve hayranlık duymam ise sanırım 2009 yılında bir yaz gecesi konser öncesi kendisiyle yapılan bir söyleşiyi televizyonda görmemle vuku bulmuştur. Birazdan performans sergileyecek olmanın yarattığı stresle internet ortamındaki dinleyicilerden gelen sorulara kısa kısa cevaplar verip tebessüm etmeye çalışırken, bir dinleyici tarafından insanlığın nereden nereye gittiği üzerine bir soru sorulunca Mori; üzerine basacak toprağımız kalmayışından başlayarak; güneşe, denize ve ağaçlara hasret kalmak üzere olduğumuzdan bahseden bir konuşma yapıyor. İşte o anda gözlerindeki parıltı yer yer ekrandaki diğer ışıklardan çok daha belirgin bir şekilde içimize işliyor…

 

İçinde doğaya ve sanata karşı beslediği büyük sevgi, kendisine ait olan “sanatçıysan doğal olarak aktivistsindir” düşüncesi ile birleşince Gezi Parkı ve Emek Sineması ile ilgili destek temalı etkinliklere katılımı gerçekleşmiştir.
Bu piyasanın içinde birileri onu hep var olan başka birilerine benzeterek kendi zihnindeki standart çekmecelere kilitlemeye uğraşırken, o gerçekten de konuşma diliyle anlatılamayacak şeyleri şarkılarına ince ince işliyor ve konser performanslarıyla insanları büyülemeye devam ediyordu. Bir röportajında konserlerinde kendisini kaybettiğine dair sorulan soruya da “Aksine kendimi buluyorum” diye cevap vermiştir. Konserlerinde gözlerini kapatıp başka gezegenlerde gezindiğini, hiç görmediği yerlere seyahat ettiğini, hatta oralardan dönüşünde şarkıya bambaşka bir enerjiyle girdiğini söyleyerek bu dünyadan olmadığına bizi yeterince inandırmıştır. Piyasa demişken Mori’nin ilk albümünde çokta özgür olamadığı yönündeki itirafına da değinelim. Mori ilk albümünün piyasa şartlarına ve isteklerine daha uygun olarak hazırlandığını ve tam olarak içine sinmediğini ancak “karnaval müziğine ve renkli kumaşlara benziyor” diye tarif ettiği 2. albümü “Deli Bando” ve de Nazım Hikmet’in “Kanatları gümüş yavru bir kuş” şiirini de şarkıya uyarlayarak yorumladığı 3. albümü Finnari Kakaraska‘nın anlatmak istediği farklı dünyaları daha iyi yansıttığını söylüyor.

 

KadıköySahne’den

Bu ülkede bir sanatçının kendi karakterini, kendi tarzını içinden geldiği gibi yansıtıp, sonunda da içine sinerek insanlara kabul ettirmesi kalıpları kırmaktır. İnsanlardan kastım toplumun çoğunluğu değil elbet. Ama Mori paylaştıklarının ulaşmasını istediği kitlesini oluşturmayı başarmıştır. Yasemin Mori denildiğinde ilk aklıma gelen şarkı, ilk albümündeki “Mutsuz Punk”dır. Bu şarkının bir bölümünde bizden bir sandalye çekip oturmamızı, anlatacağı uzun hikayeyi dinlememizi ister ve hikayenin sonunda eğer yaşamak için bir sebebimiz yoksa aslında var olmadığımızı “Yoksun nedenin yoksa!” şeklinde vurucu bir cümle ile ifade eder. Peki Mori’nin yaşama sebebi nedir diye sorguladığımda yazımında son cümlesi olan ve yine bir söyleşisinde söylediği şu cümle aklıma düşer; “Biz hepimiz bir şekilde doğa anadan, yani topraktan türedik. Topraktan ayrılırsak bu sonumuz olur. Köklerimiz doğa anaya bağlı kalmalı. Tıpkı bir ağaç gibi var olmalıyız. Rengarenk çiçeklerin, meyvelerin açtığı bir ağaç gibi…”

3 Yorum

  1. Yazınızda ki üslup akıcı keyif aldım okurken ve hikayesini anlattığınız insanın şarkılarını dinleme isteği uyandırdı

Bir Cevap Yazın