Avustralya’da Yaşam

 

Avustralya tam adıyla Avustralya Milletler Topluluğu, ülkemizden yaklaşık 12441 km uzaklıkta yer alan hem kıta hem devasa bir ada ülkesi. Adından da anlaşılacağı üzere hemen her milliyete, dile ve kültüre sahip insanların özgürce, refah içinde yaşayabildiği bir ülke. Bir zamanların Amerikan rüyasını değiştirip Avustralya rüyası demek bence mümkün. Özellikle insan hakları, kadın hakları, LGBT hakları son derece gelişmiş durumda. Telefon fiyatına araba alabiliyor, garsonluk da yapsanız iyi kazanıp iyi yaşayabiliyorsunuz.

Coğrafi konumu Güney Yarım Küre’de yer aldığı için temmuzda kışı, şubatta yazı geçiriyorsunuz. Kavurucu sıcak havada yeni yılı karşılamak epey tuhafınıza gidiyor. Zaman tüm dünyadan önde akıyor, diğer ülkelerde sabah olduğunda çoktan günü bitirmiş oluyorsunuz. Çok geniş bir alanda az bir nüfusa sahip Avustralya. Bunun nedeni ülkenin büyük bir bölümünün çöllerle kaplı olması ve geri kalan kısmının ise tropikal yağmur ormanlarıyla çevrili vahşi doğadan oluşması. Şehirler kıyı şeridi boyunca kurulmuş böylece. Haliyle sayısız plaj var desek abartmayız.

Dünyanın en güzel sahillerine sahip olan bu ülkenin tek kusuru köpek balıkları! Su sporları halk için bir kültür olmuş adeta. Ancak her yıl birçok insan sörf yaparken köpek balıklarının saldırısına uğruyor. Tatlı suların güvenli olduğunu düşünmeyin. Tehlikeli timsahlardan, yılanlara kadar bilmediğimiz birçok zehirli canlı türü var ve buna böcekler, sinekler de dahil. Haliyle biyolojik çeşitlilik ülkenin diğer önemli özelliği. Hemen her yerde karşınıza çıkan hayvanlara zamanla alışıyorsunuz. Anayollardaki trafik levhalarında bile “Dikkat Koala Çıkabilir” veya “Dikkat Kanguru Çıkabilir” yazıyor. Ne yazık ki bu sevimli hayvanların büyük bir kısmı geçen aylarda söndürülemeyen büyük Avustralya yangınlarında aramızdan ayrıldı. Şehirlere gelince, tehlikeli olaylar genelde Avustralya’nın batı eyaletinde yaşanıyor. Bu anlamda fazlaca abartılmış olduğunu geldiğinizde gözlemeyebilirsiniz. Rastlanan nadir olaylar, “tuvaletten yılan çıkması gibi” korkutucu görünse de apartmanlarda güvendesiniz.

Dil olarak İngilizce konuşulan bu ülkede dünyanın dört bir yanından gelen farklı uluslardan öğrenciler sayesinde bir dil okulu sektörü oluşmuş durumda ve bu pazarın Avustralya’nın ekonomisine epey katkı sağladığı bir gerçek. Buna rağmen birçok öğrenci korona virüs sonrası uygulanan kısıtlamalarda işini kaybedip zor duruma düştü. Hükümet yapabilecek gücü olmasına rağmen öğrencilere yardım etmeyi reddetti. Hatta “Dönebilen kendi imkanlarıyla dönsün, Avustralya hükümeti yardım etmeyecektir” açıklamasında bulundu. Kendi vatandaşlarına ise gerekli yardımı yaparak endişe etmemelerini söyledi.

Türkiye’den farklı olarak maaşlar haftalık olarak alınıyor. Kira, fatura gibi giderler de yine haftalık olarak ödeniyor. Devlet veya banka ile ilgili resmi işlemler ülkemize kıyasla çok daha uzun sürede çözülüyor. İnsanların genelde kibar ve güler yüzlü olduğunu söylemeliyim ancak problem çözme yetenekleri pek yok. Kimse inisiyatif alıp hızlıca sorunları çözemiyor. Bu arıza yapan bir aletten, yapılan bir yanlışın düzeltilmesine kadar bir çok durum için geçerli. Bu durumu A’dan Z’ye -devlet kurumları ve özel sektör olmak üzere- deneyimleme fırsatım oldu.

Değinmek istediğim bir diğer nokta çok yaşanabilir şehirler inşa etmiş olmaları. Ücretsiz nehir ulaşımları yapan CityCats’ler, 10 dakikalık mesafelerle yerleştirilmiş olan bisikletler, insana saygılı sistemler, vatandaşlarının rahatını düşünebilen belediyeler… Şehirler oldukça düzenli. Her kent güzel bir kütüphaneye sahip. Marketler, eczaneler, yemek ve alışveriş dükkanları bir arada. Gördüğüm en iyi kütüphaneler, ücretsiz sanat galerileri, gösteri binaları ve bale salonlarıyla kültürel aktivitelere doyabileceğiniz şehirlere sahipler.
Dünyadaki en kozmopolit şehirlerden biri olmasıyla ünlü Brisbane. İlk geldiğinizde kendinizi Asya’da bir ülkede zannedeceğiniz kadar Koreli, Japon, Çinli hatta Tayvanlıyla karşılaşmanız mümkün. Bir o kadarda Latin Amerikalı var tabi. Yani özellikle şehir merkezlerinde neredeyse Avustralyalı göremiyorsunuz. Hâlâ Kraliçe’ye ve İngiltere’ye olan bağlılığı ile Avustralya, eski İngiltere sömürüsündeki ülke vatandaşlarına bizlere göre çok daha kolay vize veriyor. Mesela Hindistan. O nedenle bir sürü milliyete, kültüre, mutfağa ev sahipliği yapıyor ülke. Burası kendimizi birçok ülke gezmiş, birçok insan tanımış hissedeceğiniz ve aynı zamanda pek çok ülkenin kültürleri ve mutfakları hakkında bir şeyler öğrenilebileceğiniz harika bir ülke aslında.

Restoranlara baktığımızda Meksika, Kolombiya, Çin, Kore, Japon, Tayvan, Yunan, Türk ve Malezya yemekleri en çok tercih edilenler arasında. Avustralya’nın ise meşhur bir mutfağı yok. Hatta yemek pişirmek ve kahvaltı yapmak kültürlerinde yok. Neredeyse üç öğün dışarıda yemek yeniyor bu nedenle restoranlar çok iyi işliyor. Özellikle kebap dükkanları çok sevilmiş durumda. Gelen birçok Türk öğrenci kebapçılarda çalışıyor.

İlgimi çeken başka bir detay hayat standartlarının yüksek olduğu böyle bir ülkede sokaklarda yatan çok fazla evsiz insan olması. Çünkü devlet yurttaşlarına her anlamda bakıyor. Bu nasıl olabiliyor diye insan meraklanıyor. Tarafsızca bahsetmek gerekirse Avustralya insanları fazlasıyla çılgın. O yüzden halka açık alanlarda alkol tüketimi yasak. Sarhoş olup rezillik çıkaran sokaklara yığılıp kalan insanlar epey fazla. Özellikle gece kulübü kültürüne sahip bazı şehirlerde. Garip bulduğum bir tutum polislerin insanlara karşı sert davranışları olmuştu. Genel olarak halkı epey korkutuyor ve her şeyi haddinden fazla ciddiye alıyorlar. Sarhoş bir adamın başında 8 polis saymıştım.

Avustralya yıllar önce yerli halk olan Aborjinlere karşı yapılan zulümlerden ve ırkçılıktan çok uzakta şu anda. Aborjinlerin istediği üniversiteye girmek kadar geniş hakları var. Devletin sağladığı imkanlar sağlık sistemi dışında mükemmel denebilir tüm vatandaşları için. Hayat standartlarının çok iyi olması, harika bir doğaya sahip olmasıyla birlikte birçok insan vatandaşlık almaya çalışıyor. İnsan markete bile gittiğinde fiyatları Türkiye ile karşılaştırmadan edemiyor. Bir aylık maaşınızla araba, telefon, bilgisayar alabildiğiniz ekonomik özgürlüğe ve rahata kavuşabildiğiniz bir ülke hayal edin. Hayata tutunabilme kolaylığını anladığınızda canınız epey sıkılıyor aslında. İnsan gözünü açıp etrafına baktığında bu imkanları ülkemde neden bulamıyorum diye sormadan edemiyor…

Yorumlarınızı duymak isteriz...