Anıların Çağrısı

Arabanın teybinde Between The Bars çalıyordu. Bu şarkı canlandırıyordu zihnindeki anıları. Yıllar sonra o anıları tekrardan yaşamaya gidiyordu. Kaldığı yerden devam etmeye.

Yaklaşık 10 yıl önce çıktığı bir yolculukta bulmuştu bu kasabayı. Hayatındaki en güzel yolculuktu, yıllar sonra bile içinde yaşadığı. Kendisine kızıyordu; neden oradan ayrılmak zorunda kalmıştı ki. “Gençlik işte” diye düşündü. O zamanlar eve dönmek zorundaydı; evinin kalbin neredeyse orası olduğunu bilmeden.

Kalbini bıraktığı yeri daha neşeli bir şarkıyla düşünmek istiyordu ve Young Folks’u açtı. Tam olarak duygularını ifade edemese de idare ederdi işte. En azından daha olumlu düşünmesini sağlıyordu hem de yolculuğu daha katlanılır hale getiriyordu. Bu yaz sıcağında yolculuk ne kadar katlanılır olabilirse artık.

Onu, ilk gördüğü günkü gibi plajda bulsaydı yine, kendisine gülümserken. Üzerinde krem rengi bikini üstü ve altında yüksek belli açık renk kot şortu vardı. Hafif bronzlaşmış, saçları ile teninin rengi aynı olmuştu. Bir plaj partisindelerdi, güneş batıyordu. O da ilk başta kıza sadece gülümsemekle yetinmişti. Sonra da kız “Şurada gitarlarını çıkarıp hazırlananlar benim arkadaşlarım, birazdan, güneş batar batmaz, gece boyunca hangi şarkıyı istersek onu çalacaklar. Senin hangi şarkıyı isteyeceğini çok merak ediyorum.” demişti. Birden aklına geliveren bu anıyı da şarkısıyla yaşamalıydı, uzun zamandır dinlemekten kaçındığı şarkıyı dinlemenin vakti gelmişti ve Friday I’m in Love’u açtı.

Hep gülümsemeyle başlayıp üzüntüyle hatırlanır ya anılar, o da bu nedenle yıllardır Friday I’m in Love’u dinlemekten kaçınıyordu. Belki de kendisini bırakıp gittiği için çok kızgındı kız ona. Belki de bunca yıl sonra evlenmiş, kendi ailesini kurmuştu. Bunca yıl ondan hiçbir haber alamamıştı. Hoş, yangından mal kaçırır gibi kaçmıştı ya mutluluktan. İşte mutlu anıların arkasından gelen bu düşünceler, korkular yüzünden yıllarca ertelemişti bu yolculuğu. Ama artık dayanamıyordu, oraya mutlaka gitmeliydi. Artık ‘Evim’ diyerek geri döndüğü yerde de aslında onu bağlayan hiçbir şey olmadığını görmüştü. Bu sefer onu hiç bırakmayacaktı. Onu yeniden kazanmak için her yolu deneyecekti.

O gün kızın istek şarkısı da The Scientist olmuştu. İkisi o şarkıda dans etmişler ve şarkının sonunda kız parmaklarını onun dudaklarına götürüp onu öpmüştü. O günden sonra kızın onu hatırlayacağını hiç düşünmemişti.Hem ikisi de hafif çakırkeyiftiler hem de gecenin karanlığı iyice çökmüştü. Tüm bu düşünceler içerisinde markette ne aradığını unutmuş bir halde boş boş raflara bakarken omzuna birisinin dokunduğunu hissetti. Arkasını döndüğünde yine kızı kendisine gülümserken buldu. “Şu konservelerde bu kadar uzun süre izlenecek ne var bir türlü çözemedim.” demişti ona. Şaşkın bir ifadeyle kızın yüzüne bakıyordu. “Uzun süredir konserveleri izliyorsun.” dedi gülümseyerek kız. “Ben…şey…şey arıyordum.” diye gevelemişti karşısında. Sonra birlikte alışveriş yapıp ellerinde torbalarla sahilde yürüyüş yaptılar. Güneşin batışını izlerken başladı onların hikayesi.

Hiç aklından çıkmayan hikaye, kendi aptallığıyla bitirdiği hikaye. Kaçarak bitirdiği… Şimdi sinirle daha da hızlı kullanıyordu arabayı. Arabanın teybinde Back to Black çalarken gözlerinin dolduğunu fark etti. Eğer onu umduğu gibi bulamazsa, eğer canlı tuttuğu ve her hatırlayışında ona daha da acı çektiren bu anılar sönerse, onu hayata bağlayan hiçbir şey kalmayacaktı. Bunları düşünmek dahi istemiyordu.

Bütün gün araba kullanmıştı; gece arabayı sağa çekip biraz uyumuş sonra da yola devam etmişti. Öğlene doğru artık yolda gördükleri tanıdık gelmeye başlamıştı. Kasabaya girdikçe bir kaç popüler mağaza dışında kasabanın pek de değişmediğini gördü; tüm olumsuz düşüncelerinden sıyrılıp istemsizce gülümsemeye başlamıştı. Kalbi oldukça hızlı atıyordu. Birlikte yürüdükleri sahilin, tanıştıkları plajın önünden geçerken kalbi adeta duracaktı. Onu görmek umuduyla etrafına bakınmak için iyice yavaşlamıştı. O kalabalığın arasında onu göremeyince hevesi kursağında kalmıştı; yılbaşını hediyesiz geçirmiş bir çocuk gibi. Nasılsa kasabanın her köşesinde onunla bir anısı vardı. Geçtiği her yerde anıları canlanıyordu; birbirlerini kovaladıklarını, sarıldıklarını, öpüştüklerini, bisikletle yarıştıklarını görüyordu.

O sırada arabada Chasing Cars çalıyordu, kızın evine giden yokuşu çıkıyordu. Yokuşu çıkan tek o değildi. Biraz kilo almış olsa da onu hemen tanıdı; üzerinde kırmızı kareli bir gömlek vardı, saç rengi aynıydı. Yüzünü görmek için biraz daha hızlandı. Tam yanından geçerken kız da kafasını ona çevirdi, göz göze geldiklerinde o kadar kendinden geçmişti ki bir anda bisikletle önüne atlayan çocuğu son dakikada görüp kırmasıyla arabanın kontrolünü kaybedip yuvarlanmaya başlaması bir oldu. Tüm bir yolu yuvarlanarak inerken göğsüne giren bir cam parçasıyla gözlerini yumdu. Gözlerini yumarken gülümsüyordu, çünkü en son gördüğü yüz onun yüzü olmuştu.

Bir Cevap Yazın